“Ate” Sen Nelere Kadirsin!

Gecen gun ofisten bir Ingiliz arkadasimla is seyahati icin havaalaninda ucagimizi beklerken aramizda gecen diyalog:

– Mate, which gate is our flight?

– 202. We need to go to gate now otherwise we’ll be late!

O anda fark etmedim ama bir iki dakika sonra diyalogu tekrar bir dusundum de “ahengle dans eden” ritmik bir tekerleme gibi geldi kulagima. Neden mi? “mate, gate, late” kelimeleri yuzunden olsa gerek.

Evet, Ingilizce’de sonu “-ate” ile biten 4 harfli ne kadar cok kelime varmis halbuki. Dusununce “insan gercekten hayret ediyor”. Bazilarini yakinen taniyor, gun asiri ev oturmalarina gidiyorken; bazilarinin varligini pek bilmiyoruz belki de.

Iste “Serkan’la Ingilizce Ogreniyorum” yazi dizisinin siz degerli okurlarina dev hizmeti ve sonu “-ate” ile biten 4 harfli Ingilizce kelimelerin sirali tum listesi ve anlamlari:

  • Ate (4 harfli degil ama olayimizin kahraminina deginmeden gecmek istemedim. Kendisine tekrardan tesekkurler. Iyi ki varsin “-ate”!)
  • Bate
  • Cate
  • Date
  • Fate
  • Gate
  • Hate
  • Kate (anlami olmasa da isim olarak kullaniliyor, yanlis olmasin)
  • Late
  • Mate
  • Pate
  • Rate
  • Sate
  • Tate (Kelime anlami var mi yok mu cozemedim ama babalar gibi guzel sanatlar galerilerinin ismi: TATE)
  • Yate

Boyle alt alta siralayinca daha bir belli oluyor ne kadar cok oldugu. Sadece “jate, nate, vate, wate, xate, zate” kelimeleri yok.

Sevgiler,

Serkan

PS: “Aaa Serkan, ‘greate, state, donate, etc’ da var!” Evet dogru. Ancak ben 4 harfli kelimelerle sinirladim bu yaziyi. Biraz dikkat lutfen.. : )

Reklamlar

“Serkan’la Ingiliz Ingilizcesi Ogreniyorum – Hizlandirilmis Yaz Kursu”

Blog istatistiklerine ve gelen yorumlara baktigimda “Ingiliz Ingilizcesi” ile ilgili yazdigim yazilar daha bir fazla ilgi goruyor. Bu icgoruden yola cikarak bu konuyla ilgili yazdigim yazilari “Ingilizce, Ingilizcemiz” kategorisi altinda topladim.

keep-calm-and-learn-british-english

Neyse, simdi yeni yazimiza bakalim.

Bugun, “Serkan’la Ingiliz Ingilizcesi Ogreniyorum – Hizlandirilmis Yaz Kursu”yla karsinizdayim. Bugunku dersimizde, Ingilizce Ingilizcesinde dillere pelesenk olmus ancak bizim Turk Ingilizcemizde ise pek kullanilmayan bazi kelimeleri taniyacagiz. (Evet, “dillere pelesenk olmak” sozunu hayatimda ilk defa kullaniyorum. Efendim? Yok, boyum falan uzamadi.).

  • Reckon: Durust olmak gerekirse anlamini gec ogrendigim bir kelimeydi bu arkadas. Ancak Londra’da gunluk konusma dilinde cok yaygin bir sekilde kullaniliyor. Kendisi bir fiildir (verb), anlami da “to think, to assume” seklinde. I think yerine kullanin gitsin. Hos durur.
  • Ace: Bir Turk olarak bu kelimeyi kullandiginizi baska bir Turk’e belli ederseniz, gozune gozune sokarsaniz; “vay be ne kelimeler kullaniyor, Ingilizceyi yalayip yutmus valla!” levelina ulasmis olursunuz. Benden soylemesi. Bu arada bir uyari olaraktan: Ayse Teyze’nin “Ace”siyle karistirmayalim. Bu kelimemizin anlamini “excellent, very good, awesome, cool” seklinde aciklayabiliriz. “It’s an ace job” gibi sifat seklinde kullanilabilecegi gibi, unlem seklinde de kullanilir ara ara. Orn. “Ace! You’ve got the job”
  • Cracking: Sifat olan bu kelimenin anlami icin “brilliant, wonderful, great, very impressive” diyebiliriz. Ornek verelim, pekissin. “She is a cracking girl”, “a cracking story”. Kullandiktan sonra dillerde hos bir tat birakir.
  • Wicked: Iste bir diger “wonderful, excellent, perfect” anlaminda (bu anlama gelen ne kadar cok kelimeleri varmis arkadas, yazinca fark ettim); ortalama bir Ingiliz yetiskinin gunde en az 3 kere kullandigi bir kelimedir kendileri (istatistigin kaynagi icin DM lutfen). Orn: “-hi, the issue sorted! +Wicked!”
  • Fag: Eger ki UK’de yasamadiysaniz, belki de bundan once hic duymadiginiz bir kelime olabilir bu arkadas. “Sigara” anlamina gelip, “feg” diye telaffuz edilir. “hey, mate! Let’s have a fag!” (Kamu Spotu: Sigara sagliga zararlidir!)
  • Dodgy: Yazili iletisimde pek rastlamadigim ama konusma dilinde onemli bir yer teskil ediyor bu kelimemiz. Bunun nedeni de (bence) ufak bir harf hatasiyla konuyu “tamamen farkli bir alana” cekme riski oldugundan sanirim. Anlam olarak da “unreliable, risky, dangerous” diyebiliriz. Dodgy insanlar olabilecegi gibi dodgy objeler, durumlar da olabilir. Kelimemizin telaffuzu da “doci” seklindedir. “Ingiliz Ingilizcesi” konusmak ve yazmak icin can atan beginner levelindaki arkadaslara, henuz bu seviyede iken bu kelimeyi kullanmalarini kurum olarak pek tavsiye etmiyoruz. Mazallah yukarida bahsettigim hataya dusersiniz falan. Gerek yok.
  • Hols: “Holiday” yerine halk arasinda yerini almistir. Orn. “He’s on hols next week”. Bu arada yeri gelmisken deginmekte fayda var; Ingiliz Ingilizce’sinde “vacation” kullanilmaz, o Amerikan icadidir. Insallah herkese bu kelimeyi (hols) bol bol kullanmak nasip olur.
  • Loo: Basima gelen bir olay (Gercektir. Cogu var azi yok):

+ Hey, Serkan, you know where loo is?

– Yep, she’s just gone outside.

+ What?!

Lou has just gone outside, mate.

+ I asked loo, mate.

– I know you asked Lou. I said she is outside at the moment.

+ Ok, mate. Let me show you the meaning of loo.

Arkadasim vucut hareketleriyle “loo”nun ne demek oldugunu bana anlatana kadar ben hep “Lou”dan bahsediyor saniyordum. Ismi Louisa olan hanimkizlarimiz genellikle isminin kisaltmasi Lou’yu kullanirlar. Ancak bunu “loo” ile karistirmamak gerekiyor(mus), zira loo, “tuvalet” anlamina geliyor(mus).

Bu “hizlandirilmis yaz kursu” dersimizde birbirinden mustesna bircok kelime gorduk, ogrendik. Lutfen gunluk konusmalarimizda bu kelimelere yer vermeye ozen gosterelim. Atasozunde de dedigi gibi: “Sen istiyor Ingiliz Ingilizcesi ogrenmek, kullanajak ogrendigin kelimeleri gunluk konusmada!”

Sevgiler,

Serkan

“Hatalarini yazmisim, daha da yazabilirim”

Bu kez farkli bir konu ile karsinizdayim.

Takip edebildigim kadariyla, Turkiye’de bu yazin “bomba” hitlerinden biri Soner Sarikabadayi’nin (yazinin bundan sonraki kisminda SS olarak gececek – bilgilerinize) Kutsal Toprak sarkisi sanirim. Gecenlerde Youtube’ta denk geldim sarkiya. Ilk dinledigimde; “yine ayni melodi, yine ayni tarz; farkli sozler ama yine is yapacak” dedim icimden ve ne yalan soyleyeyim sevdim sarkiyi. Bir gaza getirme seysi yok degil hani. Klip de dedim hos olmus, farkli olmus.

Henuz izlememis olanlar icin, buyurunuz:

Klibi ikinci kez izledigimde gozume SS’nin sabit duran hallerinin golgeleri takildi. Bir kez daha izledim klibi, evet, SS’nin sabit duran hallerinin bazilarinda golge var, bazilarinda yok. Iste o andan itibaren bu “artizz” klip, gozumde “amatorce hazirlanmis” bir klip sifatini aliverdi. Neyse dedim, o kadar kusur kadi kizinda da olur. Ama izledikce baska hatalar gozume carpmaya basladi ve sizinle paylasmak istedim. Yazi uzun gibi gorunse de aslinda degil. Bol resimli, videolu, sarkili, turkulu.. Usenyemelim, okuyalim, lutfen. Soner abimizin yaptigi hatadan ders cikaralim, ileride bizler ayni hatalari yapmayalim.

Golgeler Sorunsali, Kararsizligi, Tutarsizligi, Anlam Verememezligi:

(0:25-0:42) arasinda SS’nin iki tane sabit duran hali var. Ancak ilk goruntusunde golge yokken, ikincisinde golge var:

Golge 1-1

Golge 1-2

(1:09-1:25) arasindaki duran hallerinde golge yok:

Golge 2

(1:43-1:50) arasinda havada duran gitar kutusunun golgesi yok:

Golge 3

(1:55-2:00) arasinda SS’nin sabit duran halinin golgesi var:

Golge 4

(2:15-2:23) arasinda kutunun uzerinden atlarken havada duran SS’nin golgesi var:

Golge 5

(2:40-2:46) arasinda havada duran kagitlarin golgeleri var:

Golge 6

Klibin sonlarina dogru havada duran aynalarin hicbirisinin golgesi yok:

Golge 7

Hadi dedim olur o kadar, cocuklar unutmus golgeleri koymayi montajda. Ama baska bir golge hatasi var ki hem montaj hem de sureklilik, butunluk hatasi. Guya sanatcimiz yolun basindan basliyor yurumeye ve bu havada duran zamazingolar, SS’nin sabit duran halleri falan hepsi bir sureklilik, butunluk icinde devam edecek ve en sonunda da SS yolu tamamlayacak. Ancak pek de oyle degil gibi.

Klibin 2. dakikasinda yolun sol tarafinda bir golge goruyoruz:

Golge x

2:20’ye geldigimizde ise hoppala yerdeki golge gitmis. Ancak bu mumkun olabilir. Zira bir “10 saniye (!)” falan vakit gecti, gunesin acisi degismis olabilir:

Golge xy

Ama bir de ne gorelim; klibin sonralarina dogru SS havadaki aynalari toplarken arkaya baktigimizda golge tum yolu sarmis. Gunes bir doguya, bir batiya hareket ettiyse demek ki:

Golge xyz

Yani yerde golgenin olmadigi, SS’nin kutu uzerinden atladigi sahne; ya en basta ya da en sonda cekilmis.. Ancak pek muhterem montajcilarimiz ortaya attivermisler bu sahneyi. Olsundu..

Gizemli Bir Sekilde Kaybolan, Beliren Esrarengiz Objeler:

Dedim ya bu klibin olayi SS’nin yol boyuncaki seruvenin bir butunluk icerisinde olmasi (gerektigi). Ama iste su gizemli bir sekilde kaybolan, beliren esrarengiz objeler olmasa..

Pek sevgili sarkicimiz SS, elindeki gitar kutusunu yere birakiyor:

Objeler1

Sonra araya baska sahneler giriyor ve kameralarimiz issiz yolda yuruyen SS’ye donuyor tekrardan. Ama o da ne! Gitar kutusu esrarengiz bir sekilde kaybolmus. Ben demistim, o yol pek tekin degil diye. Oranin altinda yatir var diyorlardi zaten:

Objeler2

Neyse, SS yoluna devam ediyor. Onu ne yatirlar ne de esrarengiz bir sekilde kaybolan objeler durdurabilirdi. Bu kez sanatcimiz hizini alamayip ben bu kutunun uzerinden atlarim diyor ve atliyor:

Objeler3

Araya yine baska sahneler giriyor.. Ve tekrar SS’ye donuyoruz ama o da ne? Ustunden atladigi kutu arkada duruyor; gitar kutusu gibi kaybolmamis:

Objeler4

Ama dedim ya bu yol pek tekin bir yer degil diye. Iste bak, klibin sonunda kutu da kaybolmus:

Objeler5

Iste Bunlar Hep Sureksizlik, Butunsuzluk, “Montajsizlik”:

Dedim ya SS’nin kutu uzerinden bir Malkacoglu edasiyla atladigi sahne ya en basta cekilmis ya da en sonda diye; iste olay surdan da belli oluyor pek muhterem okurlar..

Alttaki caps klibin 2:04 aninda alindi ve sagdaki beyaz levhanin ve yine sagdaki acik duran pencerenin; SS’yle olan acisina tikkaaattt:

ilerigeri1

SS’miz yoluna devam ediyor ve kameralarimiz asagida 2:11 anini gosteriyor. Yani mantiken SS’nin yolda ilerlemis olmasi gerek.. Ama ayni beyaz levha ile acik pencereye bakiyoruz; ve SS bunlara daha yakin mesafede.. SS arada geri gitmis heralde:

ilerigeri2

Yine baska bir montaj hatasi, yine bir sureklilik sorunu.. Asagida klibin 2:49 ani var. Sagda beyaz levha (bu 2. beyaz levha arkadaslar, 1.si arkada kaldi, karistirmayalim) ve bir de buyuk bir agac var (incir agaci mi o?):

ilerigeri3

3:11 anina geldigimizde ise SS, bu 2. beyaz levhanin yaninda bitivermis. O buyuk agac henuz daha kadrajda bilem degil. Eee noldu, yine mi geriye gitti SS:

ilerigeri4

“Serkan sen de nelere dikkat etmissin ya? Bunlari birak sarkiya gel!” der dediginizi duyar gibiyim. Ve katiliyorum.. Ki normalde hic dikkatimi cekmez boyle seyler ama iste oldu bir kere. Takilinca da klibin eski tadi kalmiyor. Bu arada gecmis olsun, artik siz de takilicaksiniz bunlara..

Neyse, sonra internette arastiriyim dedim, fark eden olmus mu diye. Uludagsozlukten bir arkadas golge hatalarini kismis..

uludagsozluk

Diger yorumlari da okudum ve SS’nin bu klibi icin calinti diyorlar. Asagidaki klibi bir izleyin.. Ne bir montaj hatasi, ne bir sureklilik, butunluk hatasi.. Yalniz, sokagin basindan gelen iki araba galiba senaryoda yokmus gibi geldi bana.

Neyse yazimi SS’nin bu gaz sarkisinin nakaratinin uyarlanmis haliyle bitiriyorum..

“Hatalarini yazmışım daha da yazabilirim
Doldurabilirim blog blog blog…
Göremeyecegim bir hatada dur!
Neredeysen orası bana kutsal hata”

Sevgiler,

Serkan

Darisi Turkiye’deki Is Ilanlarinin Basina

Uzun zamandir yazmayi dusundugum bir konu hakkinda nihayet bilgisayarin basina gecebildim.

Konu: Ingiltere’deki is ilanlarinda (cogunda) Turkiye’dekilerden farkli olarak maas bilgisinin de yer almasi.

Insanin, evinden daha fazla zaman gecirdigi isinden ne tur beklentileri vardir? Iyi bir kariyer, iyi bir mudur, iyi bir ekip, iyi bir calisma ortami, iyi sosyal olanaklar, vs.. En onemlilerinden biri de iyi bir maas.

Diyelim ki Turkiye’de yasiyor ve yeni mezun olarak ilk isiniz icin ya da halihazirda bir calisan olarak is degistirmek icin is ilanlarina basvurmak istiyorsunuz. Kariyer sitelerine uyeliklerini tamamladiniz ya da sirketlerin kendi internet sitelerindeki kariyer alanlarina kayit oldunuz. Profilinizin uygun oldugunu dusundugunuz is ilanlarinin kisa listesini olusturup is basvurularinizi yaptiniz. E-mail uzerinden gorusmeler, ardindan telefon gorusmeleri, sonrasinda toplu mulakatlar ve en sonunda da yuz yuze gorusmelerinizi tamamladiniz ve dananin kuyrugunun koptugu yere geldiniz: Is teklifi asamasi. Yani sirketin pozisyon/sizin icin dusundugu paketi sundugu an. Yani tum bu asamalarin en sonu. Peki ya beklentinizden daha dusuk bir paketse.. Onca gorusme yaptiniz, zaman ayirdiniz, emek verdiniz. Hele bir de baska bir sirkette calisan iseniz gorusmelere gidebilmek icin izinler aldiniz, hasta numarasi yaptiniz, arabanizi “bozup” tamire goturme zorunda kaldiniz, enistenizin amcasinin oglunun “cenazesine” katildiniz, vs.. Ama noldu, paket istediginiz gibi gelmedi. Onca emek, zaman, yalan bosa gitti.

Turkiye’de sirketler bu iki tarafli “husranin” birazcik da olsa onune gecmek icin gorusmelerin en basinda “maas beklentiniz nedir” diye soruyorlar ama bence yine de yeterli degil. Cunku bu da bir loto en nihayetinde. Siz halihazirda 1 kazaniyorsunuzdur, sirketin dusundugu 1,5’tur, ama siz 2 diye cevap verirsiniz. Sirket de “arkadas biz 2’yi veremeyiz ki” der. Halbuki siz 1.5’e coktan fitsinizdir ama lotoyu tutturamadiniz iste.

Ingiltere’de ve diger bircok ulkede ise olay farkli. Hemen hemen tum is ilanlarinda aylik maasin ne kadar oldugu (ya da en azindan maas araligi) bastan belirtilir ya da headhunter size ulastiginda pozisyon su, is tanimi su ve maasi da su olan bir is var, dusunur musun der. Aday da ona gore karar verir devam edip etmek istemedigine. Iki taraf da en sonunda ne bir hayal kirikligi yasar ne de zaman kaybi.

UK Is Ilani

Maas konusundan bahsetmek Turkiye’de ne yazik ki hala bir “tabu”. Kariyer hayatina Turkiye’de baslamis biri olarak acikcasi yurt disinda bu olayla ilk karsilastigimda biraz yadirgamistim. Ancak sonrasinda aslinda cok mantikli bir uygulama oldugunu fark ettim.

Darisi Turkiye’deki is ilanlarinin basina.

Sevgiler,

Serkan

Enough is Enough!

576756_10151406925130443_578045603_n

Dear my friends,

As you might have been seeing on a few international news broadcast agencies but also heavily on social media for the last a couple of days, there are some unacceptable incidents happening back in my country Turkey at the moment.

I thought that it would be better to write about this not only because I see myself responsible to do so as a Turkish person who lives abroad and has lots of non-Turkish speaking friends but also because I just wanted to.  

Let me give you a brief and objective (as much as I can) background about what these incidents are and why they had started and maybe more importantly why now.

 

direngezi

WHAT?

A couple of months ago, government in Turkey had put a reconstruction plan for Taksim Square in Istanbul. This plan has been including pedestrianization of the square and also constructing a leisure and cultural building and a shopping mall in this area. Reconstruction has started a while ago. Last week Gezi Park, which was the part of the plan, has been started to be demolished and authorities wanted to remove the trees. However some activists have claimed that no any green area/trees should be demolished especially in a city like Istanbul where there is not that much of it. Then, they held a meeting at Gezi Park to raise their voice and stop this demolish. Police force was present during the meeting and they have started to use water cannons and tear gas against to activists. This has lasted for two days. Meanwhile people were gathering on social media and trying to find the ways to support the activists and stop the police using water cannons and tear gas. Then, they decided to join these people by being with them at Gezi Park. This has also been spread not only to other cities in Turkey but also across to the world. Government who has the control of police force didn’t withdraw their decision that using water cannons and tear gas and continued to use even more of these against the people who are now thousands.

 

First Days At Peaceful Meeting At Gezi Park

First Days At Peaceful Meeting At Gezi Park

WHY?

It’s not a matter of a couple of trees anymore. Yes, it all started by defending the park but Gezi Park seems like just a symbol at the moment. I do believe at least half of the people who are at meetings and rallies have never been to Gezi Park before or even they might have had no idea where exactly it is. But as I said, it is not the point anymore. The point is that people are fed up with the current ruling party (Islamic conservative party), its recent laws (alcohol ban), the prime minister and especially their recent excessive use of force against these people who have started to hold peaceful meeting. Holding meeting and demonstration is one of the main rights of citizens which is also preserved by the law:

http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/anayasa.uc?p1=34

Literal translation: “Everyone has the right to hold unarmed and peaceful meetings and demonstration marches without prior permission.”

 

485514_666654690016696_804602870_n

Supports From The People Around The World

WHY NOW?

As I mentioned, people are just fed up! They are simply saying “Enough is enough!”. For the last a couple of years, people in my country have lost their trust to government, authorities, justice and they are afraid of losing their jobs if they gave any statement against to government and ruling party and more importantly they are sick off having an one-man show of pm who is being stated as a “dictator”. It is not too difficult to find many examples of his speeches in which he mostly says “I, me” or “I gave orders to my ministers” and so on.

BLvePSICYAAI58P

An Image From The Protest In Istanbul As A Background Image On Tumblr

Some still claims that current pm is a great leader however they need to make sure that there are lots of crystal clear differences between being a dictator and a leader. To me, one of these explains all the rests: “Leader is someone who others choose to follow his vision, strategy and views whereas dictator is someone who sets the rules by himself/herself and obliges the others to obey these by using unacceptable and undemocratic forces.”

BLvnZ78CAAAHSiB

Police Using Tear Gas Against A Protester

One of the great examples of being afraid can also easily be seen among Turkish mainstream media platforms nowadays. As I mentioned above, even though in many cities around Turkey people are marching, are wounded and police is using excessive use of force by using tear gas, almost all the TV channels and newspapers in Turkey were not brave enough to broadcast or write about these since they just simply are afraid. Official CNN correspondent in Istanbul has mentioned at his speech that “Imagine that there is a war happening in Times Square and there’s no news broadcast about this. This is what’s happening in Turkey.”     

tumblr_mno6vwmTuK1rf12w2o1_500

Protesters At Taksim Square

Well.. There might be one point you may consider and want to ask to me: Why on earth we, Turkish citizens have elected this party then. Fair enough. However a couple of things need to be taken in consideration:

  • In democratic countries, elected people shouldn’t be seeing themselves as they represent only the people who elected them. In fact, it is their main duty to maintain all the different voices being listened even from the people who didn’t give vote for them.
  • Being elected via a democratic way doesn’t mean it’s done, that’s all and they should stop listening people afterwards and act like one-man show. They shouldn’t be saying that they do not need to ask to people anything till the next election and make referendums anymore by just simply referring to the previous election results.
  • Most of the people who voted for the current ruling party and pm were the ones who can easily be hypnotized by religion, Islam which the ruling party knows and uses it a lot. Actually, this is not a new news. This has been historically same in Turkey. When we look at these people (inc my parents), we can see that they can forget or ignore about any other things if religion is the case. Please do not get me wrong but it is seen obviously that most of these people are also less educated, do not have the chance to use internet regularly and do not read due to their poor economical situation.

 

tp

Tear Gas Bombs On Istiklal Avenue At Taksim Square

WHO ARE THEY?  

They are just ordinary people. Of course, they might be members of different political parties, of course they might be supporters of various ideologies, of course they might be supporters of sports clubs, and so on. However believe me, they are just there without above titles or relations. Actually, they have been trying to avoid any opposition party or ideology to get involved to this with their party flags, etc in order not to tie this civil-originated activism with any politics or something.

BLwtjLHCIAEuv6l

Kids At Gezi Park During The Meetings

They are just ordinary people: students, professionals, workers, actors/actresses, academicians; kids, adults, elder people; woman, men, etc. No matter what they are supporting or what their ideologies are.

BLrLH6LCQAAuIWR

Picture I Have Taken During The Support In London

They are just ordinary people who try to defend their rights within the context of given laws..     

BLvqb98CcAAiBl6 (1)

Protesters Cleaning The Meeting Premises

People, shop owners, brands are just united. Some have claimed that protesters have been damaging all the shops within the protesting areas. However we have seen many cases that these shop owners (including international coffee chains, hotels, agencies, etc.) have tried to help the protesters who were affected by tear gas by opening their shops to them to give them a safe place where they can get medical treatment.

BLws3XhCEAABZJV

Protesters At Gezi Park

SO:

In my opinion, current government and pm have made a mistake by ordering police to use tear gas against the protesters instead of trying to solve the issue by negotiation. And even worse, they continued to use more force whilst the number of protests have increased and the protests have been spread to other places and cities. If they had chosen the negotiation way, the things would have never been like this.   

 

Please show your support by posting pictures on your Facebook account and tweeting about it on Twitter.

Find pictures on: http://occupygezipics.tumblr.com/

Search these on Twitter:

May these incidents finish soon.

Best regards,

Serkan

 

PS: Apologies for any grammar mistakes or typos I have done in this note as I have written it very quickly.  

 

    

Sunun Surasinda Alfabeyi Tamamlamaya Ne Kaldi Ki?

“…Alarmin sinir eden sesiyle yeni bir gune uyanmisti. Perdeleri kapali oldugundan icerisi zifiri karanlikti. Kolunu uzatti ve ciyak ciyak oten alarmi sonsuza kadar kapatma istegiyle yatagin yaninda duran telefonunu eline aldi ve alarmi kapatti. Rahatladi. Pencereye vuran yagmur damlalarinin sesini fark etti. Yine mi diye icinden gecirdi. Bir gun de yagmasan olmaz mi diye hayiflandi. Ama sonra Londra’da yasadigini ve o gune de Londra’da uyandigini fark etti. Her sabah oldugu gibi yatagindan cikmadan elindeki telefonla maillerini kontrol etmek istedi. Telefonunu aldi ve A sifresini girip telefon kilidini acti, maillerini gozleri henuz acilmamis bir sekilde kontrol etti. Birkac kere uyku sersemligi ile maillerini yanlislikla sildiginden artik daha dikkatli kontrol ediyordu maillerini..

Dusunu alip, ustunu giydikten sonra evin yani basindaki tren istasyonuna kosa kosa gitti. Trene bindi. Ofise geldiginde hala ayilamamisti, hemen siki bir kahve aldi kendisine. Laptopunun ekranini acti ve B sifresini girdi. Islere baslamadan kisisel emaillerini kontrol ederdi, o gun de yaptigi gibi. C sifresini girip ilk kisisel email hesabini acti. Yine bir suru spam, yine bir suru kampanya emaili. Aslinda usengec biri degildi ama hic acip bakmadigi, hergun gelen kampanya emaillerinin listelerinden cikmiyordu. Nedense. Onlarla yalnizligini mi paylasiyordu acaba? Belki de. Sonra D sifresini girip diger email hesabina bakti, burada da pek onemli bir sey olmadigini gordu ve mesaisine dondu, yogun bir gun vardi onunde.

Mesai saati coktan dolmustu ama o hala cikamamisti ofisten. Bir anda ev kirasinin son gunu oldugunu fark etti. Hemen once E parolasini ardindan F sifresini girip internet banka hesabina ulasti ve ev kirasini odedi. Hadi bari su Turk banka kredi kartimi da odeyiveriyerim cikmadan diye dusundu. Bu sefer de Turk bankasinin internet hesabina girmek icin G parolasini ve H sifresini kullandi. Bu islem de tamamdi. Artik ofisten cikabilirdi. Ama cikmadi. Ne zamandir aklinda olan ama bir turlu alamadigi Turkiye ucak biletlerini almak istedi. THY’de birikmis millerini kullanmak icin THY sitesinden I sifresiyle hesabina girdi ve biletlerini aldi. Mutlu olmustu. 1 haftaligina Turkiye’ye gidecekti cunku.

Trenle evine donerken telefonuyla ugrasirdi genelde. O gun de oyle yapiyordu. Internette dolasirken tren saatlerini gosteren guzel bir aplikasyon oldugunu gordu. Telefonunun aplikasyon uygulamasini acti, J sifresini girip aplikasyonu indirdi.

Evin yanindaki tren istasyonda indi ve evin kapisina kadar kulaginda kulakligi ile yurudu. Apartman kapisini K sifresini tuslayip acti. Laptopunu birakip, uzerini degistirip, spor cantasini omuzladigi gibi spor salonunun yolunu tutu. Spor salonu yaklasik 500mt otede oldugundan yuruyerek gidiyordu. Yolu uzerindeki banka ATM’sinden para cekmesi gerekiyordu, cebinde nakit kalmamisti cunku. Onundeki siranin bitmesini bekledi, sira ona geldiginde L sifresini girip parasini cekti, sonra yoluna devam etti. Salona geldiginde kisiye ozel verilen M sifresini girip salondan iceri adimini atti. Yine hinca hinc doluydu spor salonu.

2 saatlik bir sporun ardindan evine donmustu. Yorgun ve acti. Aklinda hemen yemek yemek vardi. Yemegini hazirladi ve afiyetle mideye indirdi. Sonra da laptopunu acip Turkiye’deki ailesiyle skype uzerinden konusacakti. Haftanin en az bir gunu yapardi bunu. Yegenini cok ozledigi zamanlarda ise bu bazen haftada 2 bazen 3’e bile cikardi. N sifresiyle skype’i acti. Yegenini gormenin mutlulugu sarmisti icini yine. Skype’i kapatir kapatmaz mutlulugun yerini bu kez hasret bulutlari aldi. Turkiye’ye donup yegeniyle bulusacagi anin hayallerine daldi. Yine.

Geceleri kahve icmezdi. Uykusunu kacirdigindan degil, sevmezdi pek. Geceleri daha cok cay icmeyi severdi. Bir bardak cay koydu kendine ve O sifresiyle Facebook’u, P sifresiyle de Twitter’i acti. Bir iki saat “takildiktan” sonra biraz da yuksek lisans odevine bakiyim diye dusundu. Okulun internet sitesini acip, R sifresiyle hesabina ulasti. Odevini yaparken, uykusunun geldigini gozleri kapanmaya baslayinca anladi. Laptopu kapatti. Sabah yine ciyak ciyak otecegini bile bile telefonun alarmini tekrar kurdu ve uykuya daldi…”

Sunun surasinda alfabeyi tamamlamaya ne kaldi ki?

Sevgiler,

Serkan

“-Welcome!! +?!?! eee…ihhh…Thank you!!”

“Serkan’la Ingiliz Ingilizcesi Ogreniyorum” kursumuzun ilk dersi olan “ENG 101: Introduction to British English” ardindan bu kez sizlere Ingilizce’yle aramda olan bir sikintidan bahsetmek istiyorum.

Her dilin kendi soz kaliplari, deyimleri, atasozleri vs. var ve bunlar belki de anadili o dil olmayan kisiler icin ogrenilmesi, anlamasi en zor olan seyler. Fakat soyle de bir sorun var. Anadilinde sik kullandigin bazi kaliplarin diger dilde tam karsiligini bazen bulamiyorsun. “Ingilizce’de bu kalibin karsiligi nasil olmaz ya” diyorsun, arastiriyorsun ama yok. “Arkadas bu kaliplar olmadan nasil yasiyorsunuz” diyorsun, dusunuyorsun ama isin icinden cikamiyorsun.

Hadi gelin Turkce’de bizim cok kullandigimiz ama Ingilizce’de tam anlamini veren karsiliklarinin olmadigi bazi kaliplara bakalim. Buradaki amacim “Var ya, bizim Turkce’miz acayip zengin bir dil ha” demek degil; sadece, gunluk yasantida Turkce’de sik kullandigimiz ancak Ingilizce’de tam karsiliklari olmayan kaliplara ornek vermek. Aslinda soyle de dusunmek gerekli. Bizim bazi kaliplarimiz birbirinden farkli bircok yerde aynen kullanabiliyor ama Ingilizce’de farkli yerlerde/durumlarda baska kaliplar kullanmak gerekebiliyor ki bu da isi zorlastiriyor.

Gecmis Olsun: Biz bu guzide kalibimizi pek cok yerde kullaniyoruz. Orn. hastalanan biri icin, basindan kotu bir olay gecen biri icin, vb. Ingilizce’sine baktigimizda ise hasta olan biri icin genelde “Hope you feel better” ya da “Get well soon” kullaniliyor ki tam karsiligi olmasa da is goruyor. Sorun yok. Peki diger kullanim alani icin ne yapacagiz? Mesela bir arkadasimiz trafik kazasi gecirdi diyelim. Ne diyecegiz? “Ohh, I am so sorry”! Peki bu “gecmis olsun”un tam karsiligi mi, ayni duyguyu veriyor mu? Nerdee…

Hayirli Olsun: Iste en sorunlu kaliplardan biri. Diyelim biri yeni ise girdi: “Congratulations” ya da “Good luck/Best of luck with your new job” ya da “May it go well” deriz. Soruyorum sizce “Hayirli olsun”un o samimiyeti var mi bunlarda?

Gule gule kullan: Yine ne kadar arkadas canlisi, samimi, icten bir kalip. Diyelim, arkadasiniz yeni bir araba aldi. “-Serkan, dun yeni bir araba aldim. +Super, great, congratulations,…” Oluyor mu? Olmuyor! Gule gule kullan cuk diye oturuveriyor.

Cok yasa & Sen de gor: “-hauppshuuu! +Cok yasa -Sen de gor!” Ne kadar kisa ama gorevini tam anlamiyla yerine getiren bir diyalog. Di mi a dostlar? Gelin Ingilizce’sine bakalim: “-hauppshuuu!, Excuse me!  +God bless you! -Thank you.” Simdi neden ozur diliyorsun arkadas hapsurdugun icin, suc mu, ayip mi hapsurmak? Bu bir. Neden tanriyi olaya katiyoruz? Belki ateistiz. Bu iki. Tesekkurlermis. Bencil seni. Bu uc.

Iyi ki dogdun: Iste sikintinin buyuk oldugu yerlerden birine geldik. Turkce’de dogum gunu olan birine “Mutlu yaslar/yillar”, “Dogum gunun kutlu olsun” ve bazen de “Iyi ki dogdun” deriz. Ve bence bunlarin arasinda en samimisi, guzeli “Iyi ki dogdun” olani. Alt metni cok iyi. Yani “iyi ki varsin ve iyi ki seni tanimisim”. Peki Ingilizce’de durum nedir? “Happy birthday” ya da “Hope you have a great day” falan filan. Hani “iyi ki dogdun” gibi derin anlamli bir kalip? Yok.

Bas ustune: “-Annene selam soyle +Bas ustune teyzecigim” (TR) / “-Say hi to your mum! +Certainly, with pleasure” (EN) yani tabi ki, zevkle. Ayni anlam oldu mu? Yani eh iste..

Ellerine saglik: Esiniz guzel bir yemek hazirlamis, afiyetle yemissiniz ve sonunda da tabi ki “Ellerine saglik, karicigim”i hak ediyor. Peki hadi ayni senaryoyu bir Ingiliz ailesinde dusunelim. Yemek afiyetle yendi ve kocasindan karisina “thank you for the dinner!”. Nasil yani, kuru bir tesekkurler mi? Bu mudur? Ne yazik ki budur.. Hadi cok kasarsak “god bless your hands”!! ki bu kullanimi acikcasi hic duymadim..

Hos bulduk: Iste yine bir caresizlik, ne yapacagini, ne diyecegini bilememe durumuyla karsi karsiyayiz. “-Welcome!! +?!?! eee…ihhh…Thank you!!” Yok iste guzelim “hos bulduk” kalibinin karsiligi yok!!

Evet sevgili okurlar, gordugunuz uzere sikintim, derdim buyuk. Ingilizce’ye bilmem kac bin tane kelime kazandiran Shakespeare su Turkce kaliplara da cozum bulaydi iyiydi..

Sevgiler,

Serkan

Duyduk duymadik demeyin! Ismimi değiştiriyorum!

– Adin ne? +Serkan. –Aaa ne guzel, anlami ne? +Soylukan, baskan. –Memnun musun isminden? +Tabi ki. Baksana anlamina!!!

Evet benim adimin anlami “soylukan, baskan”. Peki kim biliyor adimin anlamini? Ben, ailem ve adi Serkan olan diger adaslarimin disinda hemen hemen hic kimse. Peki, gercekten memnun muyum ismimden? Evet. Degistirme imkanim olsa, degistirir miydim? Belki.

Pek sevgili anne-babalar, hadi gelin durust olalim. Sizden baska hic kimse cocugunuzun isminin anlamiyla ilgilenmiyor. (Kusura bakmayin, birisinin cikip “Kral ciplak” demesi gerekiyordu). “Isminin anlamini, huyunu tasir” gibi batil inanclara da ben inanmiyorum.

Internet caginda oldugumuz bugunlerde isim koymak gercekten zor bir is. Isim koyarkan hem gelenekleri (dedenin, anneanne, babaannenin ismi olsun, Kuran’da gecsin, vb.) hem de “cagdas-modern” isimleri dusunup harmanlamak gerekiyor. Hatta bazi “geek” anne-babalar “domain ismi bos mu? Twitter hesabi musait mi? Gmail adresi uygun mu?” vb olaylara bile giriyorlar. Peki bizim Turk anne-babamiz buna nasil bir cozum buluyorlar: Iki isim koyarak. Ilk isim aile buyuklerinin ismi oluyor. Boylece onlarin gonulleri de alinmis oluyor. Ikinci isim de “cagdas-modern” isim. Son zamanlarda gordugumuz kadariyla konulan ilk isim sadece resmi islerde kullanilip nufus cuzdaninda yer almaktan oteye gidemiyor, ikinci isimse kisinin asil kullandigi ismi oluveriyor.

Son gunlerde, dogacak olan yegenim icin ailecek bir isim bulma olayina giristik. Cok zor bir ismis, gercekten. Aslinda zor olmasinin disinda “riskli” de bir is. Kisinin hayati boyunca uzerinde tasiyacagi, en onemli varligi olan ismine “baskasi” karar veriyor. Evet bu baskasi kisinin annesi, babasi, kardesi, amcasi, teyzesi, halasi, vb. gibi aileden birileri oluyor ama ne kadar yakin olursa olsun kisinin en onemli varligina neden baskalari karar veriyor?

Dusunun, bu hayatta sizin en degerli, her yere tasidiginiz, dogumdan olumunuze kadar sizinle olan (hatta mezar tasiniz olursa sonsuza kadar sizinle olan), kimi zaman sizi on plana cikarip kimi zaman yerin dibine sokan, sizi digerlerinden ayiran, dokunulmaz, devredilmez, en onemli ozelliginiz, varliginiz: ISMINIZ. Ve gariptir ki kendi isminize birey olarak siz kendiniz karar veremiyorsunuz. Ironik degil mi? Hatta biraz daha ileriye gideyim. Bu durum bence insanin temel hak ve ozgurluklerine de ters dusmektedir.

Bazi insanlar uzun ve mesakatli bir mahkeme sureciyle isimlerini degistirebiliyorlar. Bazi unlu isimlerse gercek isimlerini kullanmak yerine “piyasa” isimlerini kullanmayi tercih ediyorlar (orn. Fahrettin Cureklibatir vs Cuneyt Arkin). Son zamanlarda ozellikle yurt disindaki bir trend ise gercek isimlerinin kisaltilmis hallerini kullanmak (Jonathan vs John, Louisa vs Lou). Yani isminizi bir sekilde degistirebiliyorsunuz ama neden bunun icin bir ugras vermem gerekiyor, neden ismimi kendim koyma hakkim yok?

“Ama Serkan bebege bir isim koymak gerekiyor, nereye kadar “bebek” diye seslenebilirsin? Hem bebek/ cocuk kendine nasil isim koyabilir, akli ermez ki?”

Her iki soru da mantikli. Ama benim soyle bir onerim var:

Bebek dogdugunda anne-babasi bir isim koysun. Sonra bireyin, yetiskinlige girdiginde (cogu ulkelerde bu yas 18 olarak belirlenmistir) ismini bir defaya mahsus olmak uzere degistirme hakki olsun. Eger ki kisi ismini degistirmek istemiyorsa bir sey yapmasina gerek yok ama baska bir isimle degistirmek istiyorsa 18 yasina bastigi gunden doldurdugu gune kadar ki bir sene boyunca bu hakka sahip olsun.

Peki, Serkan.. Bu durum resmi islerde sorunlar ortaya cikarmaz mi? Belki bu projenin uygulamaya gececegi ilk donemlerde, evet. Ama devletlerin gelisen teknolojik altyapi ve veritabanlari sayesinde bu degisim kolaylikla yapilabilinecektir.

Diyelim ki kisi ismini degistirdi, bu sosyal ve toplumsal sorunlar da ortaya cikarabilir. Mesela ona hala eski ismiyle hitap etmeye devam edenler olabilir. Bu da kiside psikolijik sorunlara yol acabilir. Evet, olabilir ama soyle bir dusunun; 10 sene onceki arkadas cevrenizden hangileriyle gorusuyoruz? Ya da 5 sene onceki. Soyle bir sey okumustum: “Insanin ortalama 7 senede bir arkadas cevresinin yarisi degismektedir”. Yani siz isminizi degistirdiginizde etrafinizdaki kisiler her gecen gun degisecegi icin eski isminizin kullanilma olasiligi da giderek dusecektir.

Evet, onerim biraz kulaga “sacma” gelebilir ama ben “kisinin ismini kendisi koymasi” gerektigine inaniyor ve bu hakkin bireye verilmesi gerektigini dusunuyorum. 

Haksiz miyim?

Sevgiler,

Serkan  

Anne, Erik, Angus, Kim, Ben, Evi, Don, Mona Lisa, Adam, Genelle, Rumi, Kay, Marta, Pat?

–   Bugun yemekte ne var anne?
+  Mercimek corbasi, salata, kuzu kavurma, sonra da meyve.
 –   Ne meyvesi?
+  Iste yaz mevsim mevyeleri oglum. Karpuz, erik, seftali falan.
 –   Super.. Hani yurt disindan et ithal ediliyormus ya. O etten mi?
+  Yok oglum. O etler angus etiymis. Bizim damak tadimiza uymaz.
 –   Kim soylemis onu?
+  Ben. Yani bence oyledir evladim. Sen onu birak da yemege kadar hadi evi temizlemede bana yardim et bakalim.
 –   Yaaa anne yaa.. Isim var benim.
+  Sisst. Hadi bakayim. En azindan kendi odani toparla biraz. Kirli donlarini sacmissin yine odanin her yerine.
 –   Ufff. Peki tamam. Ama sonra sen de bana odevimde yardim edeceksin, anlastik mi?
+  Anlastik. Neymis odevin?
 –   Sanat Tarihi dersi icin “Mona Lisa” tablosu hakkinda arastirma yapip bir makale yazmam gerekiyor.
+  Ha, su Leonardo Da Vinci’nin unlu tablosu.
 –   Evet. Yalniz adam ne yetenekliymis degil mi anne?
+  Kesinlikle. Genelleme yapmak ne kadar dogru olur bilemem ama zaten Ronesans doneminin tum sanatcilari cok yetenekliymis oglum.
 –   Islam tarihinde de bu kadar yetenekli sanatcilar var miymis anne?
+  Tabi ki. Hatta edebiyatta da cok onemli kisiler varmis.
 –   Mesela?
+  Mesela.. Mevlana Celaleddin Rumi.
 –   Evet, katiliyorum.
+  Bu arada nasil gidiyor okul? Bu donem derslerinden gecebilecek misin bakalim?
 –   Tabi ki de. Sonra da odulumu alicam senden.
+  Aaa, ne oduluymus o?
 –   Ya anne, unuttum deme simdi. Hani bu donem derslerimden gecersem beni Alpler’e kayaga goturecektin.
+  Ha evet simdi hatirladim. Peki ne zaman bitiyor donem?
 –    Mart ayi sonunda.
+  Tamam soz. Ama marta kadar benden baska bir sey istemek yok, tamam mi?
 –   Tamam..   
+  Neyse, bu kadar sohbet yeter. Simdi temizlik zamani.
 –   Of ya, peki.
PAT!!!
+  O ses ne oglum?
 –   Eee, sey..
+  Noldu?
 –   Hani senin bana dogum gunumde aldigin cerceve vardi ya.
+  Eee.
 –   O artik yok.”
  

Simdi size bir sorum var: Yukaridaki diyalogta kirmiziyla yazilan kelimelerin ortak ozelligi ne olabilir?

Bulabildiniz mi? Evet kabul ediyorum biraz zor bir soru.

Cevabi soyleyeyim: Yukaridaki kelimeler baska milletlerden bazi insanlarin gercek isimleri. 

Isim geregi bircok farkli milletten bircok insanla birlikte calisiyorum ve ne zaman bu kisilerin isimlerini duysam, gorsem ister istemez bunlarin Turkce’deki anlamlari aklima geliyor. Ve itiraf etmem gerekirse bazilari cok komik anlamlara da gelebiliyor (tabi onlar bunun farkinda olmuyor).

Bu isimlerden bazilarini da tamamen hayal urunu olan bu diyalogta bir araya getirmeye calistim. Simdi diyalogu, kirmizi olan kelimelerin insan isimleri oldugunu dusunup tekrar okuyun.

Acaba bizim isimlerimizin de onlarin dillerinde anlamlari var midir?

Sevgiler,

Serkan

 

Serkan’in Cilgin Projesi

Istanbul denildiginde benim aklima “Sentez” kelimesi geliyor. Cunku bence Istanbul, “dogu ile bati medeniyetlerinin birer sentezi” durumunda ve Istanbul markasinin konumlandirilmasi bu olmalidir. Kendinize bir sorun: Istanbul’a  gelen yabanci turistin beklentisi ne olabilir? Eger ki turist batidan geliyorsa “dogu medeniyetini guvenli bir sekilde yasamak” iken dogudan gelen yabanci turistin beklentisi ise “bati medeniyetini yasamak”. Yani marka konumlandirmasina paralel bir musteri beklentisi.

Aslinda sehir pazarlamasi (city marketing) dunyada cok onem verilmeye baslanan kapsamli ve detayli bir konudur. Benim de cok ilgimi ceken sadece turizm fuarlarina katilmak, kalkinma planlari hazirlamak olmayip profesyonel marka yonetim ekibi ve isi gerektiren pazarlamanin bir kolu. City Marketing ve Marka Sehri Istanbul hakkinda baska yazilarimda daha detayli yazmak istiyorum.

Bu yazimda sizlere bir fikrimden bahsedecegim: “Serkan’in Cilgin Projesi”

Sizce dunya marka sehirlerinde olmayip Istanbul’da olan ozellik nedir? Bence “Istanbul’un hem Asya hem de Avrupa kitalarinda bulunmasi”. Iste yukarida bahsettigim “sentez” konumlandirmama da tam uyan bir ozellik aslinda.

Peki baska bir soru: Istanbul’a ait olan bu nadide ozellikten biz ne kadar yararlaniyoruz? Ne yazik ki olmasi gerekenden cok az.

Dunyada iki kita uzerinde yer alan sayili sehir var. Hatta iki kitanin sehrin ortasindan bir bogaz, akarsu, vadi gibi dogal yolla ayrildigi sadece birkac sehir var.

Iste bu ozelligimizden maksimumda faydalanacagimiz bir proje fikri: “Bogazda sadece yayalarin gecebilecegi bir kopru”

Aslinda bu proje ilk aklima geldigimde “Serkan, sacmalama! Bu projeyi ilk sen dusunmus olamazsin! Bu zamana kadar bu proje illa ki dusunulmus, planlanmistir ama hala hayata gecirilemedigine gore demek ki yapilamiyor” diye dusundum. Hatta internetten konuyla ilgili arastirirken 2007 yilinda Istanbul Belediye Baskani Kadir Topbas’in gazetelere boyle bir projeden bahsettigini gordum. Proje aslinda sadece yayalarin gecebilecegi bir kopru projesi olmayip mevcuttaki koprunun yayalara acilmasi projesiymis ve Bayindirlik ve Iskan Bakanligi’ndan bu konuda izin beklenildigi soylenmis. Bu haberin uzerinden yaklasik 6 yil gecti ama konuyla ilgili bir gelisme olmamis. Hatta sunu da belirtelim Bayindirlik ve Iskan Bakanligi bile kaldirildi 🙂

Bugun dunya uzerinde bu tarz ozellige sahip sehirlerin hepsi daha cok turist cekmek, marka sehrin bilinirligini artirmak ve en nihayetinde bundan para kazanmak icin ellerinden geleni yapiyorlar. Iste birkac ornek:

  • Londra – Greenwich
    • Ozelligi: 0˚ meridyenin buradan gecmesi
    • Greenwich’te bir gozlem evi var. Ayrica bir muze ve 0˚ meridyenini temsil eden bir cizgi.
    • Insanlar bir ayagini cizginin bir tarafina, diger ayagini da cizginin diger tarafina koyup “dunyanin dogu ve batisini ortaladiklarini” fotograflayip, sertifika aliyorlar.
    • Tabi ki buraya giris ve sertifika parali.
London - Greenwich

London – Greenwich

  • Portekiz – Cabo Da Roca
    • Ozelligi: Avrupa’nin en bati ucu
    • Burada bir deniz feneri ve turistlerin fotograf cekmesi icin bir alan var.
    • Turistlere ayrica para karsiliginda Avrupa’nin en bati ucunda bulunduklarina dair bir sertifika da veriliyor.
Portekiz – Cabo Da Roca

Portekiz – Cabo Da Roca

  • Endonezya – Pontianak
    • Ozelligi: Dunyanin tam ortasindan gectigi farz edilen ekvator cizgisi uzerinde olmasi
    • Bir anit ve insanlarin fotograf cekebilecegi bir alan var
    • Turistlere para karsiliginda “Ekvator cizgisini gectiklerine dair bir sertifika veriliyor.
Endonezya – Pontianak

Endonezya – Pontianak

  • Guney Afrika – Umit Burnu
    • Ozelligi: Afrika kitasinin en guney ucu
    • Insanlar tabelanin onunde fotograf cekiliyor.
    • Turistlere para karsiliginda Afrika kitasinin en guney ucunda bulunduklarina dair sertifika veriliyor.
Guney Afrika – Umit Burnu

Guney Afrika – Umit Burnu

Simdi Istanbul Bogazi’nda sadece yayalarin gecebilecegi bir kopru dusunun. Ince uzun bir kopru. Tam ortasi daha genis olan Greenwich’teki gibi bir cizginin oldugu bir kopru. Insanlar boylece “hem Avrupa’da hem de Asya’da olduklarini” fotograflayabilirler de. Ayrica yukarida bahsettigim yerlerde de verilenler gibi sertifikalar da verilebilir. Hatta koprunun icinde turistlerin Turk kahvesi, cayi icip, Turk lokumu yiyebildikleri geleneksel sekilde dizayn edilmis kahvehaneler; Istanbul ve Turk kulturu temali seyler satan hediyelik esyacilar…

“Serkan, bu fikir illa ki dusunulmustur ama bu zamana kadar yapilmadigina gore demek ki yapilamiyor!” Ben teknolojinin ve insaat sektorunun bu kadar ilerledigi bir donemde boyle bir projenin yapilabilmesinin mumkun olabilecegini tahmin ediyorum.

“Ama Serkan, peki insanlar intihar ederlerse?” Bu kopru pekala kapali bir cam tup seklinde yapilabilir.

“Eee peki, Bogaz’in o muhtesem goruntusunu kirletecek!” Dogaya en az zarar verecek sekilde ve Bogaz’in goruntusunu bozmayacak bir mimaride yapilabilir.

“Serkan, cok para gider ama bu projeye!” Kopruye giris parali yapilip buradaki kahvehane, hediyelik esya, sertifika, vb seylerden elde edilecek gelir orta ve uzun vadede projenin maliyetini amorti edecektir.

Tum bunlarin disinda boyle bir proje Istanbul markasinin bilinirligini artirip cok daha fazla turist cekmesini saglayacaktir.

Iste “Serkan’in Cilgin Projesi” kisaca bu 🙂 Siz ne dusunuyorsunuz?

Sevgiler,

Serkan