“Ate” Sen Nelere Kadirsin!

Gecen gun ofisten bir Ingiliz arkadasimla is seyahati icin havaalaninda ucagimizi beklerken aramizda gecen diyalog:

- Mate, which gate is our flight?

- 202. We need to go to gate now otherwise we’ll be late!

O anda fark etmedim ama bir iki dakika sonra diyalogu tekrar bir dusundum de “ahengle dans eden” ritmik bir tekerleme gibi geldi kulagima. Neden mi? “mate, gate, late” kelimeleri yuzunden olsa gerek.

Evet, Ingilizce’de sonu “-ate” ile biten 4 harfli ne kadar cok kelime varmis halbuki. Dusununce “insan gercekten hayret ediyor”. Bazilarini yakinen taniyor, gun asiri ev oturmalarina gidiyorken; bazilarinin varligini pek bilmiyoruz belki de.

Iste “Serkan’la Ingilizce Ogreniyorum” yazi dizisinin siz degerli okurlarina dev hizmeti ve sonu “-ate” ile biten 4 harfli Ingilizce kelimelerin sirali tum listesi ve anlamlari:

  • Ate (4 harfli degil ama olayimizin kahraminina deginmeden gecmek istemedim. Kendisine tekrardan tesekkurler. Iyi ki varsin “-ate”!)
  • Bate
  • Cate
  • Date
  • Fate
  • Gate
  • Hate
  • Kate (anlami olmasa da isim olarak kullaniliyor, yanlis olmasin)
  • Late
  • Mate
  • Pate
  • Rate
  • Sate
  • Tate (Kelime anlami var mi yok mu cozemedim ama babalar gibi guzel sanatlar galerilerinin ismi: TATE)
  • Yate

Boyle alt alta siralayinca daha bir belli oluyor ne kadar cok oldugu. Sadece “jate, nate, vate, wate, xate, zate” kelimeleri yok.

Sevgiler,

Serkan

PS: “Aaa Serkan, ‘greate, state, donate, etc’ da var!” Evet dogru. Ancak ben 4 harfli kelimelerle sinirladim bu yaziyi. Biraz dikkat lutfen.. : )

“Serkan’la Ingiliz Ingilizcesi Ogreniyorum – Hizlandirilmis Yaz Kursu”

Blog istatistiklerine ve gelen yorumlara baktigimda “Ingiliz Ingilizcesi” ile ilgili yazdigim yazilar daha bir fazla ilgi goruyor. Bu icgoruden yola cikarak bu konuyla ilgili yazdigim yazilari “Ingilizce, Ingilizcemiz” kategorisi altinda topladim.

keep-calm-and-learn-british-english

Neyse, simdi yeni yazimiza bakalim.

Bugun, “Serkan’la Ingiliz Ingilizcesi Ogreniyorum – Hizlandirilmis Yaz Kursu”yla karsinizdayim. Bugunku dersimizde, Ingilizce Ingilizcesinde dillere pelesenk olmus ancak bizim Turk Ingilizcemizde ise pek kullanilmayan bazi kelimeleri taniyacagiz. (Evet, “dillere pelesenk olmak” sozunu hayatimda ilk defa kullaniyorum. Efendim? Yok, boyum falan uzamadi.).

  • Reckon: Durust olmak gerekirse anlamini gec ogrendigim bir kelimeydi bu arkadas. Ancak Londra’da gunluk konusma dilinde cok yaygin bir sekilde kullaniliyor. Kendisi bir fiildir (verb), anlami da “to think, to assume” seklinde. I think yerine kullanin gitsin. Hos durur.
  • Ace: Bir Turk olarak bu kelimeyi kullandiginizi baska bir Turk’e belli ederseniz, gozune gozune sokarsaniz; “vay be ne kelimeler kullaniyor, Ingilizceyi yalayip yutmus valla!” levelina ulasmis olursunuz. Benden soylemesi. Bu arada bir uyari olaraktan: Ayse Teyze’nin “Ace”siyle karistirmayalim. Bu kelimemizin anlamini “excellent, very good, awesome, cool” seklinde aciklayabiliriz. “It’s an ace job” gibi sifat seklinde kullanilabilecegi gibi, unlem seklinde de kullanilir ara ara. Orn. “Ace! You’ve got the job”
  • Cracking: Sifat olan bu kelimenin anlami icin “brilliant, wonderful, great, very impressive” diyebiliriz. Ornek verelim, pekissin. “She is a cracking girl”, “a cracking story”. Kullandiktan sonra dillerde hos bir tat birakir.
  • Wicked: Iste bir diger “wonderful, excellent, perfect” anlaminda (bu anlama gelen ne kadar cok kelimeleri varmis arkadas, yazinca fark ettim); ortalama bir Ingiliz yetiskinin gunde en az 3 kere kullandigi bir kelimedir kendileri (istatistigin kaynagi icin DM lutfen). Orn: “-hi, the issue sorted! +Wicked!”
  • Fag: Eger ki UK’de yasamadiysaniz, belki de bundan once hic duymadiginiz bir kelime olabilir bu arkadas. “Sigara” anlamina gelip, “feg” diye telaffuz edilir. “hey, mate! Let’s have a fag!” (Kamu Spotu: Sigara sagliga zararlidir!)
  • Dodgy: Yazili iletisimde pek rastlamadigim ama konusma dilinde onemli bir yer teskil ediyor bu kelimemiz. Bunun nedeni de (bence) ufak bir harf hatasiyla konuyu “tamamen farkli bir alana” cekme riski oldugundan sanirim. Anlam olarak da “unreliable, risky, dangerous” diyebiliriz. Dodgy insanlar olabilecegi gibi dodgy objeler, durumlar da olabilir. Kelimemizin telaffuzu da “doci” seklindedir. “Ingiliz Ingilizcesi” konusmak ve yazmak icin can atan beginner levelindaki arkadaslara, henuz bu seviyede iken bu kelimeyi kullanmalarini kurum olarak pek tavsiye etmiyoruz. Mazallah yukarida bahsettigim hataya dusersiniz falan. Gerek yok.
  • Hols: “Holiday” yerine halk arasinda yerini almistir. Orn. “He’s on hols next week”. Bu arada yeri gelmisken deginmekte fayda var; Ingiliz Ingilizce’sinde “vacation” kullanilmaz, o Amerikan icadidir. Insallah herkese bu kelimeyi (hols) bol bol kullanmak nasip olur.
  • Loo: Basima gelen bir olay (Gercektir. Azi var cogu yok):

+ Hey, Serkan, you know where loo is?

- Yep, she’s just gone outside.

+ What?!

- Lou has just gone outside, mate.

+ I asked loo, mate.

- I know you asked Lou. I said she is outside at the moment.

+ Ok, mate. Let me show you the meaning of loo.

Arkadasim vucut hareketleriyle “loo”nun ne demek oldugunu bana anlatana kadar ben hep “Lou”dan bahsediyor saniyordum. Ismi Louisa olan hanimkizlarimiz genellikle isminin kisaltmasi Lou’yu kullanirlar. Ancak bunu “loo” ile karistirmamak gerekiyor(mus), zira loo, “tuvalet” anlamina geliyor(mus).

Bu “hizlandirilmis yaz kursu” dersimizde birbirinden mustesna bircok kelime gorduk, ogrendik. Lutfen gunluk konusmalarimizda bu kelimelere yer vermeye ozen gosterelim. Atasozunde de dedigi gibi: “Sen istiyor Ingiliz Ingilizcesi ogrenmek, kullanajak ogrendigin kelimeleri gunluk konusmada!”

Sevgiler,

Serkan

Sunun Surasinda Alfabeyi Tamamlamaya Ne Kaldi Ki?

“…Alarmin sinir eden sesiyle yeni bir gune uyanmisti. Perdeleri kapali oldugundan icerisi zifiri karanlikti. Kolunu uzatti ve ciyak ciyak oten alarmi sonsuza kadar kapatma istegiyle yatagin yaninda duran telefonunu eline aldi ve alarmi kapatti. Rahatladi. Pencereye vuran yagmur damlalarinin sesini fark etti. Yine mi diye icinden gecirdi. Bir gun de yagmasan olmaz mi diye hayiflandi. Ama sonra Londra’da yasadigini ve o gune de Londra’da uyandigini fark etti. Her sabah oldugu gibi yatagindan cikmadan elindeki telefonla maillerini kontrol etmek istedi. Telefonunu aldi ve A sifresini girip telefon kilidini acti, maillerini gozleri henuz acilmamis bir sekilde kontrol etti. Birkac kere uyku sersemligi ile maillerini yanlislikla sildiginden artik daha dikkatli kontrol ediyordu maillerini..

Dusunu alip, ustunu giydikten sonra evin yani basindaki tren istasyonuna kosa kosa gitti. Trene bindi. Ofise geldiginde hala ayilamamisti, hemen siki bir kahve aldi kendisine. Laptopunun ekranini acti ve B sifresini girdi. Islere baslamadan kisisel emaillerini kontrol ederdi, o gun de yaptigi gibi. C sifresini girip ilk kisisel email hesabini acti. Yine bir suru spam, yine bir suru kampanya emaili. Aslinda usengec biri degildi ama hic acip bakmadigi, hergun gelen kampanya emaillerinin listelerinden cikmiyordu. Nedense. Onlarla yalnizligini mi paylasiyordu acaba? Belki de. Sonra D sifresini girip diger email hesabina bakti, burada da pek onemli bir sey olmadigini gordu ve mesaisine dondu, yogun bir gun vardi onunde.

Mesai saati coktan dolmustu ama o hala cikamamisti ofisten. Bir anda ev kirasinin son gunu oldugunu fark etti. Hemen once E parolasini ardindan F sifresini girip internet banka hesabina ulasti ve ev kirasini odedi. Hadi bari su Turk banka kredi kartimi da odeyiveriyerim cikmadan diye dusundu. Bu sefer de Turk bankasinin internet hesabina girmek icin G parolasini ve H sifresini kullandi. Bu islem de tamamdi. Artik ofisten cikabilirdi. Ama cikmadi. Ne zamandir aklinda olan ama bir turlu alamadigi Turkiye ucak biletlerini almak istedi. THY’de birikmis millerini kullanmak icin THY sitesinden I sifresiyle hesabina girdi ve biletlerini aldi. Mutlu olmustu. 1 haftaligina Turkiye’ye gidecekti cunku.

Trenle evine donerken telefonuyla ugrasirdi genelde. O gun de oyle yapiyordu. Internette dolasirken tren saatlerini gosteren guzel bir aplikasyon oldugunu gordu. Telefonunun aplikasyon uygulamasini acti, J sifresini girip aplikasyonu indirdi.

Evin yanindaki tren istasyonda indi ve evin kapisina kadar kulaginda kulakligi ile yurudu. Apartman kapisini K sifresini tuslayip acti. Laptopunu birakip, uzerini degistirip, spor cantasini omuzladigi gibi spor salonunun yolunu tutu. Spor salonu yaklasik 500mt otede oldugundan yuruyerek gidiyordu. Yolu uzerindeki banka ATM’sinden para cekmesi gerekiyordu, cebinde nakit kalmamisti cunku. Onundeki siranin bitmesini bekledi, sira ona geldiginde L sifresini girip parasini cekti, sonra yoluna devam etti. Salona geldiginde kisiye ozel verilen M sifresini girip salondan iceri adimini atti. Yine hinca hinc doluydu spor salonu.

2 saatlik bir sporun ardindan evine donmustu. Yorgun ve acti. Aklinda hemen yemek yemek vardi. Yemegini hazirladi ve afiyetle mideye indirdi. Sonra da laptopunu acip Turkiye’deki ailesiyle skype uzerinden konusacakti. Haftanin en az bir gunu yapardi bunu. Yegenini cok ozledigi zamanlarda ise bu bazen haftada 2 bazen 3’e bile cikardi. N sifresiyle skype’i acti. Yegenini gormenin mutlulugu sarmisti icini yine. Skype’i kapatir kapatmaz mutlulugun yerini bu kez hasret bulutlari aldi. Turkiye’ye donup yegeniyle bulusacagi anin hayallerine daldi. Yine.

Geceleri kahve icmezdi. Uykusunu kacirdigindan degil, sevmezdi pek. Geceleri daha cok cay icmeyi severdi. Bir bardak cay koydu kendine ve O sifresiyle Facebook’u, P sifresiyle de Twitter’i acti. Bir iki saat “takildiktan” sonra biraz da yuksek lisans odevine bakiyim diye dusundu. Okulun internet sitesini acip, R sifresiyle hesabina ulasti. Odevini yaparken, uykusunun geldigini gozleri kapanmaya baslayinca anladi. Laptopu kapatti. Sabah yine ciyak ciyak otecegini bile bile telefonun alarmini tekrar kurdu ve uykuya daldi…”

Sunun surasinda alfabeyi tamamlamaya ne kaldi ki?

Sevgiler,

Serkan

“-Welcome!! +?!?! eee…ihhh…Thank you!!”

“Serkan’la Ingiliz Ingilizcesi Ogreniyorum” kursumuzun ilk dersi olan “ENG 101: Introduction to British English” ardindan bu kez sizlere Ingilizce’yle aramda olan bir sikintidan bahsetmek istiyorum.

Her dilin kendi soz kaliplari, deyimleri, atasozleri vs. var ve bunlar belki de anadili o dil olmayan kisiler icin ogrenilmesi, anlamasi en zor olan seyler. Fakat soyle de bir sorun var. Anadilinde sik kullandigin bazi kaliplarin diger dilde tam karsiligini bazen bulamiyorsun. “Ingilizce’de bu kalibin karsiligi nasil olmaz ya” diyorsun, arastiriyorsun ama yok. “Arkadas bu kaliplar olmadan nasil yasiyorsunuz” diyorsun, dusunuyorsun ama isin icinden cikamiyorsun.

Hadi gelin Turkce’de bizim cok kullandigimiz ama Ingilizce’de tam anlamini veren karsiliklarinin olmadigi bazi kaliplara bakalim. Buradaki amacim “Var ya, bizim Turkce’miz acayip zengin bir dil ha” demek degil; sadece, gunluk yasantida Turkce’de sik kullandigimiz ancak Ingilizce’de tam karsiliklari olmayan kaliplara ornek vermek. Aslinda soyle de dusunmek gerekli. Bizim bazi kaliplarimiz birbirinden farkli bircok yerde aynen kullanabiliyor ama Ingilizce’de farkli yerlerde/durumlarda baska kaliplar kullanmak gerekebiliyor ki bu da isi zorlastiriyor.

Gecmis Olsun: Biz bu guzide kalibimizi pek cok yerde kullaniyoruz. Orn. hastalanan biri icin, basindan kotu bir olay gecen biri icin, vb. Ingilizce’sine baktigimizda ise hasta olan biri icin genelde “Hope you feel better” ya da “Get well soon” kullaniliyor ki tam karsiligi olmasa da is goruyor. Sorun yok. Peki diger kullanim alani icin ne yapacagiz? Mesela bir arkadasimiz trafik kazasi gecirdi diyelim. Ne diyecegiz? “Ohh, I am so sorry”! Peki bu “gecmis olsun”un tam karsiligi mi, ayni duyguyu veriyor mu? Nerdee…

Hayirli Olsun: Iste en sorunlu kaliplardan biri. Diyelim biri yeni ise girdi: “Congratulations” ya da “Good luck/Best of luck with your new job” ya da “May it go well” deriz. Soruyorum sizce “Hayirli olsun”un o samimiyeti var mi bunlarda?

Gule gule kullan: Yine ne kadar arkadas canlisi, samimi, icten bir kalip. Diyelim, arkadasiniz yeni bir araba aldi. “-Serkan, dun yeni bir araba aldim. +Super, great, congratulations,…” Oluyor mu? Olmuyor! Gule gule kullan cuk diye oturuveriyor.

Cok yasa & Sen de gor: “-hauppshuuu! +Cok yasa -Sen de gor!” Ne kadar kisa ama gorevini tam anlamiyla yerine getiren bir diyalog. Di mi a dostlar? Gelin Ingilizce’sine bakalim: “-hauppshuuu!, Excuse me!  +God bless you! -Thank you.” Simdi neden ozur diliyorsun arkadas hapsurdugun icin, suc mu, ayip mi hapsurmak? Bu bir. Neden tanriyi olaya katiyoruz? Belki ateistiz. Bu iki. Tesekkurlermis. Bencil seni. Bu uc.

Iyi ki dogdun: Iste sikintinin buyuk oldugu yerlerden birine geldik. Turkce’de dogum gunu olan birine “Mutlu yaslar/yillar”, “Dogum gunun kutlu olsun” ve bazen de “Iyi ki dogdun” deriz. Ve bence bunlarin arasinda en samimisi, guzeli “Iyi ki dogdun” olani. Alt metni cok iyi. Yani “iyi ki varsin ve iyi ki seni tanimisim”. Peki Ingilizce’de durum nedir? “Happy birthday” ya da “Hope you have a great day” falan filan. Hani “iyi ki dogdun” gibi derin anlamli bir kalip? Yok.

Bas ustune: “-Annene selam soyle +Bas ustune teyzecigim” (TR) / “-Say hi to your mum! +Certainly, with pleasure” (EN) yani tabi ki, zevkle. Ayni anlam oldu mu? Yani eh iste..

Ellerine saglik: Esiniz guzel bir yemek hazirlamis, afiyetle yemissiniz ve sonunda da tabi ki “Ellerine saglik, karicigim”i hak ediyor. Peki hadi ayni senaryoyu bir Ingiliz ailesinde dusunelim. Yemek afiyetle yendi ve kocasindan karisina “thank you for the dinner!”. Nasil yani, kuru bir tesekkurler mi? Bu mudur? Ne yazik ki budur.. Hadi cok kasarsak “god bless your hands”!! ki bu kullanimi acikcasi hic duymadim..

Hos bulduk: Iste yine bir caresizlik, ne yapacagini, ne diyecegini bilememe durumuyla karsi karsiyayiz. “-Welcome!! +?!?! eee…ihhh…Thank you!!” Yok iste guzelim “hos bulduk” kalibinin karsiligi yok!!

Evet sevgili okurlar, gordugunuz uzere sikintim, derdim buyuk. Ingilizce’ye bilmem kac bin tane kelime kazandiran Shakespeare su Turkce kaliplara da cozum bulaydi iyiydi..

Sevgiler,

Serkan

Anne, Erik, Angus, Kim, Ben, Evi, Don, Mona Lisa, Adam, Genelle, Rumi, Kay, Marta, Pat?

-   Bugun yemekte ne var anne?
+  Mercimek corbasi, salata, kuzu kavurma, sonra da meyve.
 -   Ne meyvesi?
+  Iste yaz mevsim mevyeleri oglum. Karpuz, erik, seftali falan.
 -   Super.. Hani yurt disindan et ithal ediliyormus ya. O etten mi?
+  Yok oglum. O etler angus etiymis. Bizim damak tadimiza uymaz.
 -   Kim soylemis onu?
+  Ben. Yani bence oyledir evladim. Sen onu birak da yemege kadar hadi evi temizlemede bana yardim et bakalim.
 -   Yaaa anne yaa.. Isim var benim.
+  Sisst. Hadi bakayim. En azindan kendi odani toparla biraz. Kirli donlarini sacmissin yine odanin her yerine.
 -   Ufff. Peki tamam. Ama sonra sen de bana odevimde yardim edeceksin, anlastik mi?
+  Anlastik. Neymis odevin?
 -   Sanat Tarihi dersi icin “Mona Lisa” tablosu hakkinda arastirma yapip bir makale yazmam gerekiyor.
+  Ha, su Leonardo Da Vinci’nin unlu tablosu.
 -   Evet. Yalniz adam ne yetenekliymis degil mi anne?
+  Kesinlikle. Genelleme yapmak ne kadar dogru olur bilemem ama zaten Ronesans doneminin tum sanatcilari cok yetenekliymis oglum.
 -   Islam tarihinde de bu kadar yetenekli sanatcilar var miymis anne?
+  Tabi ki. Hatta edebiyatta da cok onemli kisiler varmis.
 -   Mesela?
+  Mesela.. Mevlana Celaleddin Rumi.
 -   Evet, katiliyorum.
+  Bu arada nasil gidiyor okul? Bu donem derslerinden gecebilecek misin bakalim?
 -   Tabi ki de. Sonra da odulumu alicam senden.
+  Aaa, ne oduluymus o?
 -   Ya anne, unuttum deme simdi. Hani bu donem derslerimden gecersem beni Alpler’e kayaga goturecektin.
+  Ha evet simdi hatirladim. Peki ne zaman bitiyor donem?
 -    Mart ayi sonunda.
+  Tamam soz. Ama marta kadar benden baska bir sey istemek yok, tamam mi?
 -   Tamam..   
+  Neyse, bu kadar sohbet yeter. Simdi temizlik zamani.
 -   Of ya, peki.
PAT!!!
+  O ses ne oglum?
 -   Eee, sey..
+  Noldu?
 -   Hani senin bana dogum gunumde aldigin cerceve vardi ya.
+  Eee.
 -   O artik yok.”
  

Simdi size bir sorum var: Yukaridaki diyalogta kirmiziyla yazilan kelimelerin ortak ozelligi ne olabilir?

Bulabildiniz mi? Evet kabul ediyorum biraz zor bir soru.

Cevabi soyleyeyim: Yukaridaki kelimeler baska milletlerden bazi insanlarin gercek isimleri. 

Isim geregi bircok farkli milletten bircok insanla birlikte calisiyorum ve ne zaman bu kisilerin isimlerini duysam, gorsem ister istemez bunlarin Turkce’deki anlamlari aklima geliyor. Ve itiraf etmem gerekirse bazilari cok komik anlamlara da gelebiliyor (tabi onlar bunun farkinda olmuyor).

Bu isimlerden bazilarini da tamamen hayal urunu olan bu diyalogta bir araya getirmeye calistim. Simdi diyalogu, kirmizi olan kelimelerin insan isimleri oldugunu dusunup tekrar okuyun.

Acaba bizim isimlerimizin de onlarin dillerinde anlamlari var midir?

Sevgiler,

Serkan

 

“Serkan’la Ingiliz Ingilizcesi Ogreniyorum” – ENG 101

2011 Ekim ayindan bu yana Londra’da yasiyorum. Durust olmak gerekirse, her Ingiltere’ye yeni tasinan insan evladi gibi, ilk baslarda Ingiliz Ingilizce’sini (aksanini) anlamakta cok gucluk cektim. Dedim bu Ingilizce’yse benim bildigim ne. Benim bildigim Ingilizce’yse bu arkadaslar hangi dili konusuyor. Neyse zamanla alisiyormus insan, biz de alistik. Hatta sonra sonra “o degil de Beckham, Jason Statham gibi aksan da koyayim” diye de cabaliyorsun, o ayri tabi..

Ingiliz Ingilizce’sini biz Turkler (cogunlukla) begeniriz, severiz, saygi duyariz. Ben bu yazimda Ingilizler’in gunluk yasantida cok kullandigi ve biz Turkler’in cok da bilmedigi (yanlis bildigimiz) bazi kelime ve kaliplardan bahsedecegim.

  • “Cheers” –> Sanirim bu, benim gunluk hayatimda en cok kullandigim kelime. Yok, surekli arkadaslarla icki icip “serefe” anlaminda kullandigim icin degil. Ingilizler “cheers”i “bye, goodbye, thanks” anlaminda da kullaniyorlar da ondan.
  • “Hey”, “Yo”, “Hiya” –> “Simdi ‘hi’ mi yoksa ‘hello’ mu desem” ikilemlerine dustugum, en cok zorlandigim konu bu. Ama konustugunuz kisiyle samimiyetiniz iyi derecede ise “Hi, Hello” yerine “Hey,” Yo” ya da “Hiya” kullanin. Bu arada “Hiya” aslinda “Hi there”nin kisaltmasi. Ve gozlemlerime dayanarak “Hey” ve “Yo” kelimelerini daha cok erkekler kullanirken, “Hiya”yi kadinlar kullaniyor.
  • “(You) All right?” –> “How are you doing?” ya da “How are you?” sorulari yerine genellikle “All Right?” kullaniyorlar. Bazilari basina bir de “You” koyuyor.
  • “Mate” –> Cogunlukla erkek-erkek iletisiminde “arkadas, birader” anlaminda cok yaygin kullanimi olan bir kelime. Bizlere, kullandigimizda “Ingiliz gibi konusuyom haci” diye hissettiren “dude” kelimesi var ya, iste o buyuk yalan. Yok oyle bir sey. Bir kere bile bir Ingiliz’in agzindan “dude” duymadim. Cok nadir de olsa “Pal” kelimesini kullaniyorlar, o ayri.
  • “No worries” –> Iste bir yaygin kullanimi olan kalip daha. Ilk duydugumda “neden bu herif bana ‘endise yok’ dedi ki simdi” diye dusundurten ama sonlari “You are welcome”, “no problem” hatta “thanks” anlaminda kullanildigini anladigim bir kalip. Kullanin, kullandirtin.
  • “As well” –> Durust olmak gerekirse anlamini cok gec ogrendigim bir Ingilizce kaliptir bu arkadas. Ingiltere’ye tasindiktan sonra gordum ki Ingiliz dostlarin “too” ya da “also” yerine tercih ettikleri nadide bir kalipmis.
  • “Bloody” –> Iste bu kelimeyi sozcuk dagarciginiza ekleyip, her iki cumlenizden birinin icine de yedirmeyi basardiniz mi iste o zaman ENG 101 dersinin yarisindan gecmis demeksinizdir. Ilk duydugumda direkt cevirisi aklima geldigimde biraz urktugum bir kelimedir kendileri. Gorevi ise aslinda olumlu-olumsuz tum sifatlari pekistirmek icin kullanilan bir zarftir. Her yere yapistirin gitsin.
  • “Literally” –> Yine cok kullanilan bir pekistirme zarfi. Ama ben bu kelimenin kullanimindan cok Ingiliz ve Amerikan aksanlarindaki telaffuz farkini belirtmek istiyorum. Amerikalilar bu kelimeyi “li-dı-rı-liy” seklinde telaffuz ederken Ingiliz arkadaslar “litç-rı-li” seklinde telaffuz ediyorlar (bence).
  • “Fancy” –> Bizim Turk Ingilizcemiz’de az ama burada onemli bir yere sahip olan mustesna bir kelime daha. Gunluk konusmada, cogunlukla arkadaslar arasinda “istemek (like, want)” anlaminda kullanilan bir fiil. Orn. “Do you fancy a pint of beer, mate?”
  • “Lovely” ve “Brilliant” –> Bu iki kelimeyi ayri yazmak istemedim. “Great” anlaminda agizlarda yer etmis pek sevilen iki kelime. Eger ki bu iki kelimeyi de gunluk konusmaniza entegre etmeyi basarabildiyseniz buyuk bir yol katetmissinizdir demektir.
  • “Quid” ve “Grand” –> Gunluk hayatta -cogunlukla argoda- para birimi olarak “pounds” yerine bu arkadaslar kullanilir. Farklari ise sudur: “Ten pounds” yerine “ten quid” denirken; “ten thousand pounds” yerine “ten grand” diyorlar. Benden soylemesi.

Yazimi bitirmeden once sizlerle izlemekten, dinlemekten cok hoslandigim “Dunya’daki Ingilizce Aksanlarini” konu olan bu videoyu paylasmak istiyorum:

“Serkan’la Ingiliz Ingilizcesi Ogreniyorum” kursumuzun ilk dersi olan “ENG 101: Introduction to British English” dersini islemis bulunmaktayiz. Hepinize sinavlarinizda basarilar diliyorum.

Cheers,

Serkan Unal

PS: Cok soru geldigi icin cevapliyorum. Evet sinavda tum kitaptan sorumlusunuz.

Neden mi? Aptallar da ondan..

Kaldirim Calismasi

Kaldirim Calismasi

Bir sene Frankurt’ta yasadiktan sonra 2011 Ekim ayinda Londra’ya tasindim. Ve hala bu sehirde yasamaktayim. Yani basit bir ilkokul-1 matematigiyle (bu yaziyi da Aralik 2012’de yazdigimi hesaba katarak), 2 yili birazcik askin bir suredir yurt disinda yasiyorum.

Bu sure zarfinda gorduklerime, duyduklarima, tecrube ettiklerime dayanarak sunu acikca soyleyemek isterim ki “Almanlar ve Ingilizler’in hemen hemen hepsi APTAL!!!”

Neden mi? Buyurunuz:

  • Cogunlukla trenlere, metrolara ve sehir ici otobuslere biletsiz binebilirsiniz. Cok nadir kontrol yapiliyor. Ama gel gelelim biletsiz bir Alman’a ya da Ingiliz’e rastlayamazsiniz. Neden mi? Aptallar da ondan..
  • Hala bilmem kac yuzyillik 2-3 katli evlerde yasiyorlar. Tamam sanki dun yapilmis gibi saglam bu evler, disaridan da pek cici gorunuyorlar ama aga yiksana bunlari. Kondur 10-20 katli binalari yerlerine. 2+1, 3+1 daireleri de kaktir alti haneli fiyatlara.. Ama nerde, yapmiyorlar iste. Neden mi? Aptallar da ondan..
  • Metroda, cafede, parkta, otobuste, ucakta; sabah, oglen, aksam; ergeni, yetiskini, yaslisi; erkegi, kadini, escinseli hep mi kitap okur hocam ya? Enteller iste.. Onun yerine ne bileyim internette, Facebook’ta falan takil. Ama yok, gozler bozulana kadar kitap da kitap. Neden mi? Aptallar da ondan..
  • Insan, cok fazla degil azicik kafasi calisiyorsa, benim Alman ya da Ingiliz olmadigimi bir bakista anlar (tipten dolayi). Ama ne Almanya’da ne de Ingiltere’de hicbir taksici bana “su turisti de su uzak yoldan gotureyim, nasil olsa anlamaz” olayini yapmadi. Neden mi? Aptallar da ondan..
  • Yaya gecidinden gececeksiniz diyelim. Adiminizi atar atmaz, sanki ilahi bir guc devreye giriyor ve yoldaki tum araclari durduruyor. Ilahi guc falan degil tabi.. Tum arac suruculeri “yaya gecidinde olan yayaya yol verilir” kuralini uyguluyor sadece. Ya pasam, bassana gaza, yayayi “lan arac duracak mi durmayacak mi? Sanki yavas geliyor, o gelene kadar ben gecerim ama ya tam ben yolun ortasindayken hizlanirsa?” ikilemlerine dusurup biraz zevk alsana olaydan. Ama yok, yapmiyorlar. Neden mi? Aptallar da ondan..
  • Su zamana kadar ne bir korsan DVDci ne de korsan kitapci gordum. DVD’ye, kitaba verdigim parayla Forbes Zenginler listesinde yerimi alabilirdim. Hic mi akliniza gelmiyor arkadas; alayim su kitabi basayim matbaada fotokopisini ya da alayim su DVD’yi cogaltayim bilgisayarda ucuz ucuz, temiz temiz. Yapmiyorlar arkadas. Neden mi? Aptallar da ondan..
  • Almanya’da sadece bir kez polis cevirmesine denk geldim; Ingiltere’de ise henuz hic siftahim yok. Ama millete bakarsan, herkesde bir trafik kurallarina uyma yarisi. Sehrin disinda, in cin top atan bir kavsakta bile adam kirmizi isigi bekliyor. Ya aga kamera falan da yok, polis cevirmesi zaten hak getire. Devam etsene sevgili sofor kardesim. Ama yapmaz. Neden mi? Aptallar da ondan..
  • Kaldirimda bir kaldirim tasini cikarip yerine baskasini koyacaklardir, olay yaparlar bunu. Hemen etrafa bariyerler, yayalarin “guvenle” gecebilmesi icin yonlendirme tabelalari falan (Bkz. Ustteki fotograf). Insani aptal yerine koymak degil de ne bu? Biz gormuyor muyuz yururken orada bir calisma oldugunu. Ne bu heyecan, artistlik? Ha bir de o bariyerler, tabelalar; iscilerin maaslari falan hep masraf. Ama iste yapiyorlar.. Neden mi? Aptallar da ondan..
  • Gecen Londra’da kaldirimlara tuz atmislar. Arkadasima sordum. “Hayirdir ya, ne is bu? Kar, buz falan da yok?” Arkadasim cevap verdi. “Evet ama aksama dogru buzlanma tahmin ediliyormus, o yuzden su kaldirimin basinda duran kutudan tuz dokuyorlar ki yayalar kaldirimda guvenle yuruyebilsin”. Sacmaliga bak. Buzlanma tahmini varmis da yayalarin guvenligiymis de. Ya bir bekle hele bir buzlansin, kar yagsin. O zaman dokersin. Musriflik iste. Ha bir de cogu kalabalik yerlerdeki kaldirimlarin basinda gercekten kutular var ve icleri tuzla dolu, oralarda depoluyorlar. Lojistik sikintisi olmasin, hemen oradan alip kaldirimlara, yollara dokebilsinler diye. Arkadas calarlar ki o kutulari, icindeki tuzlari. Ben soyleyeyim.. Ama onlar hala bu olayi yapmaya devam ediyorlar. Neden mi? Aptallar da ondan..
  • Otobuslerde, metrolarda, otoparklarda hatta bazi cafelerde engellilere ayrilmis yerler var. Hepsi de en kiyak yerler valla (girise/cikisa yakin, daha genis, vs.). Engelliler disinda da kimse oturmuyor, park etmiyor arkadas buralara.. Neden mi? Aptallar da ondan..
  • Aci ama gercek bir sey; arabalar buralarda Turkiye’ye gore oldukca ucuz. Ama gel gelelim millette “su son model arabayi alayim, su markaya geceyim” gibi bir istek yok. Paralari falan olmadigindan degil ha. Heves yok iste. Onun yerine adam metroyla ise gidiyor ya da bisiklete falan biniyor. Gulunc.. Alsana son model bir luks araba, sanin yurusun. Yok. Neden mi? Aptallar da ondan..
  • Trafikte cok ama cok nadiren kornayi kullanirlar. Hatta bir gun bir Ingiliz arkadasimin arabasiyla gidiyoruz, onumuzdeki arac ilerlemiyor. Arkadasima baktim, oyle duruyor. Ben de yandan elimi uzattim bastim kornaya. Arkadasim az kalsin dovecekti beni. N’oldu dedim, basacagin yoktu, ben basiverdim iste, dedim. Neymis efendim, tehlikeli bir durum varsa eger, sadece o zaman kornaya basilirmis ama bizim durumumuzda bir tehlike yokmus. Ve gercekten de ancak ve ancak tehlike durumlarinda kornaya basiyorlar. Neden mi? Aptallar da ondan..
  • Musluman olan bir arkadasim uluslararasi bir sirkette calisiyor. Ve sirket, arkadasima dini bayramlarinda izin veriyor. Tabi arkadasim Hristiyanlarin dini bayram tatillerinde de digerleri gibi izinli. Arkadasimdan ogrendim ki bunu cogu sirket uyguluyormus. Insanlarin dinlerine ve inanclarina saygi ve ibadet haklarina engel olmama konusuymus. (Hatta benim sirketim de bunu teklif etti bana). Sacma degil mi? Ne kadarlik bir is gucu kaybi oldugunu hesaplamiyor mu bunlar? Bence hesaplamiyorlar. Neden mi? Aptallar da ondan..
  • Bence yollarda, sokaklarda “Gorunmez Copculer (GC)” var buralarda. Bak cok ciddiyim. Eger yoksa nasil oluyor da ara sokaklar bile surekli tertemiz kalabiliyor? Hadi diyelim GC ekipleri yok, o zaman? O zaman tek ihtimal “insanlar yerlere cop atmiyorlar” kaliyor. Buna da inanmami beklemiyorsunuz degil mi? Arabanin camindan ya da yolda yururken ufacik bir poseti, copu atsana arkadas yola, nolur yani. Ama atmiyorlar, inat ediyorlar, bir cop kutusu bulana kadar ellerinde tutuyorlar. Neden mi? Aptallar da ondan..

Inanin, daha bir suru bunlara benzer “aptallik” ornekleri var. Ilerleyen gunlerde bu yaziya diger ornekleri de ekleyecegim.. Simdilik bunlarla idare edin..

Sevgiler,

Serkan

Ingiltere’deki “Ayrimci” Uygulama

Gecenlerde isten eve geldigimde posta kutumdan birikmis postalari aldim. Gerci en son 2 gun once kontrol etmistim posta kutusunu ama Londra’da adrese posta gonderimi cok yaygin oldugu icin gun asiri kutu oluyor. Eve ciktim. Gelen postalari tek tek acmaya basladim. Bir tanesi “Ealing Borough Council”dan gelmis. Yani evimin sinirlari icinde bulundugu belediyeden. Bir nevi “Ilce Belediye Baskanligi’ndan” diyebiliriz.

Mektubu actim. Konu gelecek yerel secimlerle ilgiliydi. Mektubun bir tanesi genel bilgilendirme tarzindaydi: secimlerin ne zaman yapilacagi, nasil ve nerelerde oy kullanilabilinecegi, vb. Diger mektup ise yerel secimlerde oy kullanilabilmek icin kisilerin belediye sistemine kayit olmasi gerektigi ve nasil kayit yaptirilabilecegi ile ilgiliydi. Okumaya devam ettigim de kaydolmayanlara bazi yaptirimlarin oldugunu da gordum. O mektubun son bolumununde de “kimlerin oy kullanmaya hakki” oldugu detayli bir sekilde aciklanmis. Bu bolumdeki bazi noktalar bizim secim sistemimizdeki kurallar ile ayniydi: 18 yasini doldurmak, o bolgede ikamet ediyor olmak, vs. Ancak bizde olmayan bir sey ise oy kullanmaya hakki olan ulkeler listesiydi.

"Oy Kullanabilme Hakki Olan Milletlerin Listesi"

“Oy Kullanabilme Hakki Olan Milletlerin Listesi”

Yani; Birlesik Krallik, Commonwealth, Irlanda Cumhuriyeti ve Avrupa Birligine Uye Ulkelerin vatandaslari oy kullanabiliyor.

Durust olmak gerekirse milliyetci, ayrimci biri degilimdir; her Turk gibi vatanimi sever, ulkemi iyi bir sekilde temsil etmeye calisirim. ANCAK; bu listeyi gordukten sonra burada bir ayrimcilik yapildigini dusundum. Neden mi? Bu secim, bir yerel secim. Genel, parlemento secimi degil. Yani o “ilcede” ikamaten edenler ilcesini yonetecek olan baskani ve ilce meclis uyelerini sececekler. Sanirim Turkiye’de de oldugu gibi ilce baskan ve meclis uye adaylari bir partiye uyeler. Ama sonucta secilecek kisiler, o ilceyi yonetecek olan kisiler yani genel devlet yonetimiyle dogrudan bir alakalari yok. Hal boyle olunca listelenen ulkelerin vatandaslarinin oy kullanabilip listede olmayanlarin (Turkiye de dahil) oy kullanamamasini ayrimcilik olarak dusunuyorum.

Sonucta, ben de her ilce sakini gibi aylik belediye vergimi oduyor (aylik ev kirasinin yaklasik %10-15 bedeli) ve belediyenin hizmetlerinden yararlaniyorum. Bu demek oluyor ki benim de diger ilce sakinlerinden bir farkim yok. Ancak is secimlere gelince ben oy kullanamiyorum. Neden?

Acikcasi, ben listede “Avrupa Birligi Uye Ulkelerinin” olmasina anlam veremedim. Birlesik Krallik haricinde Irlanda Cumhuriyetinin olmasi tarihsel konulardan dolayi belki anlasilabilir. Hadi, Commonwealth ulkelerinin olmasi da bir derece anlasilabilir. Ancak Avrupa Birligi Uye Ulkeleri neden var? Peki onlar var, diger ulkeler neden yok?

Konuyu ilce baskanligina e-posta atip bunun gerekcesini ogrenmek istedim. Aslinda gelecek cevabi tahmin ediyordum ama yine de sormak istedim. Tahmin ettigim gibi bana ilgili kanunu e-postaya ekleyip “hangi ulke vatandaslarinin oy kullanacabilecegi su bolumde belirtilmistir” seklinde bir cevap atmislar. Ancak kanunda neden bu ulke vatandaslarinin hakki olup digerlerinin olmadigi yazmiyordu pekala. Ama benim asil ogrenmek istedigim buydu.. Sonucta sorum cevapsiz kaldi.

"Ealing Belediye Baskanligi'ndan Gelen Cevap"

“Ealing Belediye Baskanligi’ndan Gelen Cevap”

Turkiye’de bu konudaki yonetmelik nasil acaba diye merak ettim ve Yuksek Secim Kurulu Baskanligi’na “Bilgi Edinme Hakki” cercevesinde e-posta yolladim. Birkac gun sonra cevap geldi: “2709 sayili Turkiye Cumhuriyeti Anayasanin 67. maddesine gore Turk vatandasi olmayan (yabanci uyruklu) kisilerin secme ve secilme hakki bulunmamaktadir.” Gelen cevapta genel ve yerel secimlerde ayri bir durumun soz konusu olup olmadigi belirtilmemis ancak sonrasinda internette yaptigim arastirmayla bu maddenin hem yerel hem de genel secimler icin gecerli oldugunu gordum.

"TC Yuksek Secim Kurulu'ndan Gelen Cevap"

“TC Yuksek Secim Kurulu’ndan Gelen Cevap”

Aslinda Turkiye’deki bu durum da bence ideal olan degil ama en azindan Turk vatandasi disinda su ulke vatandaslari oy kullanabilir, su ulke vatandaslari oy kullanamaz gibi bir ayrimcilik yok Ingiltere’deki mevcut uygulama gibi.

Siyaset ve bu tarz resmi konularla ilgili pek bir bilgim yoktur dogruyu soylemek gerekirse. Ancak uyrugu ne olursa olsun o ulkede oturma izni olan her kisi yerel secimlerde oy kullanabilmeli diye dusunuyorum.

Sevgiler,

Serkan

Londra, Ingilizler ve Ingiltere

2011 Ekim ayindan bu yana Ingiltere’nin baskenti Londra’da yasiyorum. Buraya tasinmadan once kafamda bir “Londra, Ingilizler, Ingiltere” resmi vardi ve bu, muhtemelen daha once buraya gelmemis bircok kisinin kafasinda olanla benzer bir resimdi. Londra’da yasamaya baslayinca bu resimdekilerin bazilarinin yanlis, bazilarinin dogru, bazilarinin ise “cok” dogru oldugunu gordum.

Iste hepsi birer ayri ayri blog yazisi olabilecek “Londra, Ingilizler ve Ingiltere” ile ilgili gozlemlerim:

  • UK (Birlesik Krallik), Great Britain (Buyuk Britanya), Ingiltere? Oncelikle cok karistirilan bu terimlerin aslinda neleri ifade ettiklerini bir aciklayalim. Ya da ben uzun uzun aciklamayayim, asagidaki videoyu izleyelim isterseniz.

  • Bir kere sunu soyleyeyim o meshur “Ingilizlerin 5 cayi” olayi ya eskidenmis ya da benim cevremdeki Ingilizlerin kulturlerinde yok cunku ben “hadi saat 5 oldu, cay vakti!” durumuyla hic karsilasmadim acikcasi. Herkesde bir “latte, mocha, americano” cilginligi var. Hayal kirici ama gercek.. Ancak cay ictikleri nadir zamanlarda da cogunlukla sutle iciyorlar. Bir gun Ingiliz mudurum toplanti oncesi “Millet; caylar, kahveler benden! Siparisleri aliyim” dedi. Ben de bir cay rica ettim. Gele gele sutlu cay geldi. “Bu kahve galiba” dedim. “Yoo, cay istemistin, iste cay!” dedi. “Ama sutlu bu” dedim. Bana sasirarak ve biraz da didaktik bir sekilde “Eee cay dedigin sutlu olur zaten!” dedi. Neyse dedim, hadi iceyim. Icimden de “ah, simdi bir tavsan kani Rize cayi olacakti ki” diye geciriyordum tabi :)
"Ingiliz Kahvaltisi"

“Ingiliz Kahvaltisi”

  • “Ingiliz kahvaltisi” meshurdur biliyorsunuz. Bir gun Ingiliz bir arkadasimla kahvalti yaparken “ya, valla hala anlamiyorum.. Kahvaltida nasil kuru fasulye, mantar olur?” dedim. “Aa, niye ki. Sizin kahvaltida ne var?” diye sordu. Ben de “mesela beyaz peynir, zeytin, olmazsa olmazdir” diye cevap verdim. Arkadasimin tepkisi: “Neee, kahvaltida zeytin mi???” :)
"Fish & Chips"

“Fish & Chips”

  • Ingiltere’de yemek konusunda size bir kotu bir de iyi haberim var. Kotu haber;Ingiliz mutfagi” diye bir sey yok (fish & chips disinda ki o da berbat bir sey bence). Iyi haberse, hal boyle olunca her yerde dunyanin her mutfagindan bircok guzel restaurant bulabilirsiniz.
"Chips? Fries? Crisps?"

“Chips? Fries? Crisps?”

  • Sanirim Ingilitere’de en cok tuketilen yiyecek “patates”. Hem kizartma hem haslama hem de patates cipsi halinde. Illa ki gunde en az bir kere patates yiyorsunuz. Ancak burada bir aciklama getiriyim. Amerikalilarin “fries (french fries)” dedigi, bizim “patates kizartmasi” dedigimiz seye burada “chips” diyorlar. Yine Amerikalilarin “chips” dedigi, bizim “patates cipsi” dedigimiz seye ise burada “crisps” diyorlar. Biraz karisik ama yasamaya baslayinca ogreniyorsunuz. :)
"Pub"

“Pub”

  • Ingiltere adeta bir bira cenneti. Her cesit, her marka bira bulmak mumkun burada. Bira icmek adeta gunluk yasantinin bir parcasi gibi. Bunun en onemli nedeni ise yaygin bir “pub” kulturunun olmasi. Turklere gore publar genellikle cok nezih olmayan yerler olarak bilinir ama burada oyle degil. Hemen hemen her sokakta en az bir tane pub bulabilirsiniz ve eger tam is cikisi saatiyse publar is kiyafetleriyle bira icen erkek ve kadinlarla doludur. Ve acikcasi ben publarin mimarilerine ve ambiyansina da hastayim. Pub’ta bira isterken “bir bardak lutfen” ya da “500 ml alabilir miyim?” demeyin, anlamazlar :) Cunku burada bira birimi olarak “pint (paynt diye okunur)” kullaniliyor. 1 pint da 568 ml’ye denk geliyor. Yani “1 pint lutfen” demelisiniz. Eger siz daha kucuk istiyorsaniz “half pint” alabilirsiniz.
"Ingiliz Aksani"

“Ingiliz Aksani”

  • Ne yalan soyliyim 1 senedir burdayim ama hala bazi Ingilizlerin ne dediklerini anlamakta zorlaniyorum. Ingilizlerin Ingilizce aksani ne kadar karizmatikse bir o kadar da anlasilmasi zor. Ama kim istemez ki bir David Becham ya da bir Jason Statham gibi konusmayi. Bu arada “Ingilizce’yi yaladim yuttum” havasina girip surekli “dude” kelimesini kullanmayin derim. Benden soylemesi. Zira ben hicbir Ingilizin dude’u kullandigina sahit olmadim bu zamana kadar. Varsa yoksa “mate”. “Mate” asagi, “mate” yukari. Bazen de “pal” kullaniyorlar ama cok nadir.
"Kirmizi Telefon Kulubesi"

“Kirmizi Telefon Kulubesi”

  • Hani o gordugunuz Ingiltere’nin ikonu haline gelmis “Kirmizi telefon kulubeleri” var ya iste onlar sadece sus, soyliyim. Kimse kullanmiyor onlari. Bir kere merak ettim, “ya arkadas kimse kullanmiyor bunlari, acaba calisiyor mu” diye. Evet calisiyor ama kullanilmiyor. Hatta cogunun ici de affedersiniz cis kokuyor :)
"Londra Metrosu"

“Londra Metrosu”

  • Londra metrosu dunyanin en eski metrosu ve en genis aga sahip metrolarindan. 11 hat ve 250’den fazla istasyona sahip bu metro, sehrin kalbi gibi. Bazen metro calisanlari maaslarinin dusuk oldugunu iddia ederek greve gidiyorlar (ki cogu profesyonel calisandan daha fazla kazaniyorlar, o ayri). Iste bu durumlarda, Londra’da hayat duruyor, millet napacagini sasiriyor. Benim metro dedigime de bakmayin bu arada, onun adi “tube” :) Burada “metro” derseniz insanlar anlamaz, “subway” derseniz restaurant olan subway’i gosterirler. Ancak Londra gibi kozmopolitik, milyonlarca turistin geldigi, 24 saat yasantinin oldugu bir sehirde tube gece yarisina kadar calisiyor. Guvenlik nedeniyle boyleymis. Arkadas artirin o zaman guvenligi.
"Rolls Royce"

“Rolls Royce”

  • Ingiltere’de hala alisamadigim bir sey daha varsa o da trafigin tersten (yani bana gore:)) akmasi. Trafik soldan akarken tabi araclardaki direksiyon da sagda. Bir gun sirketten havaalanina gitmek icin taksiye binecektim. Valizimi bagaja koydum ve aracin sag on kapisini acmaya yeltendim. Taksi soforunun tepkisi: “Sen kullanacaksin galiba, bana uyar, zaten baya da yorulmustum bugun” :)
"Black Cab"

“Black Cab”

  • Taksi demisken, Londra’da iki farkli taksi cesidi var. Bir tanesi yine Ingiltere’nin ikonu haline gelmis olan “black cab” dedikleri taksiler. Digeri de “private” ya da “mini” cab. Black cab’ler istedikleri zaman, istedikleri yerde durup yolcu alip indirebilirken, “Private (mini)” cab’ler ise normal arac gorunumde olup sadece onceden rezervasyonla (book) calisiyorlar ve adresten adrese birakiyorlar. Yani yoldan bir “private (mini)” cab ceviremezsiniz. Oyle bir durumda surucuye agir cezalar var. Zaten isteseniz de yapamazsiniz cunku yoldan gecen bir private/mini cab’in taksi oldugunu anlayamazsiniz. Black cabler digerlerine gore daha pahalidir, benden soylemesi :)
"Vauxhall"

“Vauxhall”

  • Ingiltere’ye ilk tasindigim zamanlarda Ingiliz bir arkadasimin arabasiyla ise gidip geliyordum. Araba bildigin “Opel Astra”. Dikkatimi cekti, arabanin onundeki logo bildigimiz Opel logosu degil. Bir gun “Haci, logoyu degistirmissin, guzelmis ha” dedim. “Yoo bir sey degistirmedim ki” dedi. “Ya Opel logosu yok, boyle hayvanli mayvanli bir sey koymussun iste” dedim. O gun bugundur hala muhabbetini yapar, guleriz bu olaya. Megersem, Opel markasi ve haliyle logosu yokmus burada. Arabalar, modeller ayni ama marka ve logo farkli: Vauxhall..
"Londra Havaalanlari"

“Londra Havaalanlari”

  • Yanlis hatirlamiyorsam Londra Heathrow Havaalani yolcu sayisi bakimindan Avrupa’da birinci, dunyada da ilk siralarda. Ama Londra’da, Heathrow dahil toplam 6 tane havaalani var :) Heathrow disindaki havaalanlari: London City, Luton, Stansted, Gatwick ve Southend. Ve bu diger 5 havaalaninin her biri bizim Izmir Adnan Menderes ya da Ankara Esenboga’dan daha buyuk ve daha islek. Hatta Ingiliz devleti gelecek yillarda artan talebi karsilayabilmek icin baska bir “devasa” bir havaalani projesi uzerinde calisiyorlarmis.
"Gay"

“Gay”

  • Kizlara kotu bir haberim var. Londra’da yolda gordugunuz her 4 erkekten 1’i gay :) Bu oran hele yakisikli erkekler arasinda daha da yuksek.
"Londra Musluk"

“Londra Musluk”

  • Sanirim simdi verecegim bilgiyi cogunuz ilk defa duyacak cunku Ingiltere hakkinda cok yaygin olarak bilinen bir sey degil (ya da ben bilmiyordum, buraya gelince gordum). Ingiltere’de cogu evin lavabosunda sicak su icin ayri, soguk su icin ayri olmak uzere iki ayri musluk var :) Eskiden kalma bir kultur ama dedigim gibi hala cogu evde bu sekilde kullaniliyor.
"Sarhos Ingiliz Kizlar"

“Sarhos Ingiliz Kizlar”

  • Londra’da Ingiliz kizlari teklif ediyormus!! Yani tam olarak oyle degil belki ama Ingiliz kizlari belli bir alkol seviyesini gectikten sonra (ki bu seviyeyi hemen hemen hepsi disari ciktiklari her aksam geciyorlar) rahatsiz edici, tacize de yakin bir durum soz konusu oluyor. Erkeklerin, “eee iyiymis abi, ne guzel” der dediklerini duyar gibiyim :) Ama boyle diyenlere, bir sarhos Ingiliz kiziyla bir iki saat konusmayi oneriyorum :)
"Boris Johnson"

“Boris Johnson”

  • Yine pek bilinmeyen bir diger bilgi de Londra’nin su anki belediye baskani olan Boris Johnson’un (bir sonraki basbakan olarak adi geciyor), Osmanli soyundan geliyor olmasi. Boris Johnson’nin dedesinin babasi, Damat Ferit Pasa hukumetinin Icisleri Bakani olan Ali Kemal Bey’mis.
"Londra Yagmur"

“Londra Yagmur”

  • Bu zamana kadar kime “Londra’da yasiyorum” desem ilk tepki “hep yagmurlu di mi Serkan?” Evet arkadaslar hep yagmurlu, hatta bu yaziyi yazarken su anda da yagmur yagiyor :) Ama burada yasamaya baslayinca bu gri, kasvetli, yagmurlu havaya alisiyorsunuz. Ya da ben kendimi boyle kandiriyorum, napiyim :)
"Sarma Sigara"

“Sarma Sigara”

  • Londra, turistler icin (ozellikle Turk turistler) “cok pahali”, burada calisip yasayanlar icinse “pahali” bir sehir. Ev kiralari cok yuksek oldugu icin “ev paylasmak” ya da “oda kiralamak” epey bir yaygin. Ayrica sigara da pahali oldugundan sigara icen bircok kisi paket sigara almak yerine tutun sarma seklinde sigara iciyor.
"Kraliyet Ailesi"

“Kraliyet Ailesi”

  • Londra’ya tasinmadan once en merak ettigim konulardan biri de Ingilizlerin “Kraliyet Ailesi” hakkinda ne dusundukleriydi. Acikcasi tam da yilina denk gelmisim cunku 2012 yili Kralice Elizabeth’in tahttaki 60.yili (!) ve bu nedenle yil boyunca Kralice’nin “Diamond Jubilee” kutlamalari vardi. Ayrica Prens William de 2011 yilinda evlendiginden cicegi burnunda esi Kate Middleton ve kendisi basinda oldukca fazla yer aliyorlar. Kraliyet, Ingilizler icin bir sembol durumuna gelmis. Yani kralin ya da kralicenin devlet yonetiminde cok da aktif bir rolu bulunmuyor artik. Ama hemen hemen her Ingiliz, kraliyet ailesine saygi duyuyor ve kraliyet uyelerinin her attiklari adim basinda haber oluyor. Acikcasi cogu Ingiliz, kraliyet ailesinin devlete maddi olarak buyuk bir yuk oldugunu dusunuyor ama Ingilizler, kraliyetin “pazarlamasini” da cok guzel yapiyorlar. Bircok turist kraliyet baskili hediyelik esyalar aliyor, kraliyet saraylarini ziyaret ediyor, vs. Bu da devlet ve vatandas icin ciddi bir gelir kapisi oluyor haliyle.

Sevgiler,

Serkan